Benim seyahatim ağustosa denk geldiği için aslında longjing üretimini görme şansım yoktu. Hasat ve üretim ilkbaharda yapılıyor. Fakat Amanfayun orada bana unutamayacağım bir sürpriz hazırladı. Kendi çay bahçelerinin üretimini yapan yerel çay ustasını özellikle benim için otele davet ettiler. Taze çay yaprakları temin ederek küçük bir üretim demonstrasyonu gerçekleştirdiler. Birkaç dakika sonra bütün oda sıcak yaprak, kavrulmuş yemiş ve o tanıdık longjing kokusuyla doldu. Sekiz yıldır üzerine okuduğum, tattığım ve anlattığım bir çayın nasıl şekillendiğini sonunda birkaç santimetre önümde izliyordum.
Aslında bu küçük jest Amanfayun’un lüks anlayışını anlatmak için iyi bir örnek. Çünkü orada lüksü altın varaklarda, mermer lobilerde ya da gözünüze sokulan hizmetlerde ararsanız bulamazsınız. Amanfayun’un asıl becerisi başka yerde: Yaşadığı coğrafyanın kültürünü dekor olarak kullanmak yerine onun içine girmeye çalışmasında. Bugün lüks otelcilikte herkes sürdürülebilirlikten bahsediyor. Amanfayun’daysa mesele, kelimelerden çok o otantik yapıları olduğu gibi kullanabilmek ve oteli çevresindeki kültürün önüne geçirmemek.
Burada eski köy evlerinin karakteri korunmuş; taş yollar hâlâ aynı ritimde ilerliyor. Çevredeki tapınaklar, çay bahçeleri ve köy yaşamı otelin arkasında kurulmuş bir sahne değil, yaşamın ta kendisi. Sabah bir keşişin yanından geçip birkaç dakika sonra çay bahçesine giriyor, sonra yüzlerce yıllık bir yapının içinde kahvaltı ediyorsunuz. Ve longjing’in sadece bir çay olmadığını daha iyi anlıyorsunuz. Lüks bazen tam da bu olabilir: Bir yere gittiğinizde orayı size benzetmek değil, sizi bir süreliğine o yere yaklaştırmak.🤨