Bir incirde kaç kuşaklık bilgi var
Bursa’nın siyah incirini bugün dalından koparıp yiyebiliyorsak bunu yalnızca verimli toprağa ya da iyi iklime borçlu değiliz.
Birileri yüzlerce yıl önce hangi ağacın hangi ağaca ihtiyacı olduğunu, küçücük bir arıcığın poleni nasıl taşıdığını, ileğin ne zaman asılması, incirin günün hangi saatinde toplanması gerektiğini öğrendi. Sonra bu bilgiyi çocuklarına aktardı. Onlar da kendi çocuklarına...
Bugün “tarım tekniği” dediğimiz pek çok şeyin arkasında aslında laboratuvarlarda değil, tarlada oluşmuş böyle muazzam bir kolektif hafıza var. Bursa Siyah İnciri de bana göre yalnızca çok iyi bir meyve değil; kuşaktan kuşağa aktarılmış bir bilginin yenilebilir hali.
“Dürdane” adı verilen çeşitten yetişen Bursa Siyahı iri, dolgun ve neredeyse siyaha çalan koyu mor kabuğunun altında çarpıcı kırmızı bir içe sahip. Ama onu Bursa Siyahı yapan yalnızca teruarının ödülü olan lezzeti değil.
Hikâyenin en büyüleyici tarafı “ilekleme”. Siyah incirin döllenebilmesi için üretici haziran ve temmuz aylarında erkek incir ağaçlarından alınan ilekleri yani erkek incirleri dişi ağaçlara asıyor. Sonra sahne küçük incir arıcıklarının. Polenleri taşıyarak meyvenin oluşmasını sağlıyorlar. Üreticinin hangi ileği, hangi olgunlukta ve ne zaman ağaca asacağını bilmesi gerekiyor. Birkaç günlük hata bile doğanın kurduğu bu hassas düzeni bozabiliyor.
Kadim tarım bilgisi dediğimiz şey işte tam burada anlam kazanıyor. Çünkü tarım yalnızca toprağa bir şey ekip karşılığını almak değil; doğanın takvimini okuyabilmek. Ağacın dilini, havanın değişimini, meyvenin olgunluğunu, böceğin zamanını bilmek... Üstelik bu bilgi çoğu zaman kitaplardan değil, tarlada yan yana çalışan kuşaklardan öğrenildi. Bugün bilim bunun mekanizmasını açıklayabiliyor; ama üretici onu bilimsel adını bilmeden yüzyıllardır uyguluyordu.
Bu siyah meyvenin yolu bir ara İngiliz Kraliyet Ailesi’ne kadar da uzandı. Kraliçe II. Elizabeth’in 2008’de Bursa’yı ziyaretinin ardından Bursa Siyah İnciri’ne gösterdiği ilgi, daha sonra Cambridge Düşesi Catherine’in hamileliği döneminde tüketmesiyle İngiliz basınına kadar taşındı. Bir anda İngiliz gazetelerinde konuşulan Bursa Siyahı, milyonlarca dolarlık bir tanıtım kampanyasının yaratmakta zorlanacağı uluslararası görünürlüğe kavuştu.
Bugün tarımda kaybetmekten korkmamız gereken yalnızca yerel çeşitlerimiz
ya da tohumlarımız değil. Asıl tehlike, bir gün o ağacın başında ne yapılacağını bilen son insanı da kaybetmek.