ANTALYA’DA ‘ENERJİ GÜNÜ’
Bir yanda temiz ve yenilenebilir enerji hedefleri, diğer yanda jeopolitik krizler nedeniyle öne çıkan enerji güvenliği var. COP31 bu iki hedefi yani iklim mücadelesi ve enerji arz güvenliğini aynı masada buluşturabilir mi?
En çok istediğimiz ve Sayın Cumhurbaşkanı ile Sayın Albanese’nin de mutabık olduğu konu tam olarak bu. Dünyanın gerçeklerinden kopuk bir Antalya zirvesi istemiyoruz. Şu an insanların en büyük baş ağrısı enerji arz güvenliğiyken, iklim mücadelesini bundan bağımsız ele alamazsınız. Elektriğe odaklanmamızın nedeni de bu; kendi elektriğinizi ürettiğinizde dışa bağımlılığınız azalır ve enerji güvenliğiniz pekişir. Bu nedenle COP31 zirvesinin en önemli günlerinden birini Türkiye çok isabetli bir kararla “Enerji Günü” olarak konumlandırıyor.
Anlattıklarınızdan yola çıkarak Antalya’nın, dünyanın geleceği ve enerji perspektifi açısından son derece kritik bir zirve olacağını söyleyebilir miyiz?
Kesinlikle. Antalya’da ağırlıklı olarak enerji konuşulacak ve şehir, çizilmekte olan yeni dünya enerji haritasında adeta bir pusula rolü üstlenecek. Bunun için hem Türkiye hem de Avustralya çok istekli. Eylülün üçüncü haftasında New York’taki Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda da bu konuyu kapsamlı şekilde gündeme getireceğiz.
Hürmüz krizi, Rusya-Ukrayna savaşı, Çin’in etkisi ve elektrik talebindeki artış düşünüldüğünde, dünya yeni bir enerji jeopolitiği çağına mı girdi?
Dünya enerji haritası sil baştan çiziliyor. 4 yıl önce küresel ekonominin damarı olan iki ana hat vardı: Rusya’dan Avrupa’ya giden doğalgaz boru hatları ve Hürmüz’den Asya ve dünyaya yayılan hat. İkisi de bugün neredeyse sıfırlandı. Bu yüzden dünya enerji haritası yeniden çiziliyor ve herkes ‘ben kendimi nasıl konumlandırırım ülkemi, şirketimi hatta vatandaşımı’ bunun üzerinde çalışıyor. 3-4 yıl içinde enerji yatırımları hızlı bir şekilde artacak. Bu bakımdan Antalya’daki toplantı bence çok önemli, piyasalara, yatırımlara yön verecek. Sadece iklim değil iklimin ötesinde bir şey olacak.
KLİMA CİHAZLARI COŞTU
Küresel enerji sistemindeki en büyük değişim ne olacak? Petrol, kömür, doğalgaz ağırlığının azalması mı, yapay zekâ mı, veri merkezlerinin enerji talebi mi… Yoksa bugüne kadar hiç konuşmadığımız başka bir konu mu?
En büyük değişim elektrik talebindeki muazzam artış olacak. Bu artışı üç ana unsur tetikliyor:
1-Küresel ısınmayla birlikte kullanımı patlayan klima cihazları (örneğin ABD’de evlerin yüzde 90’ında klima varken Nijerya’da yüzde 5, Hindistan’da yüzde 18 civarında ve bu oranlar hızla yükseliyor),
2-Yapay zekâ ve veri merkezleri (orta ölçekli bir yapay zekâ veri merkezi 100 bin nüfuslu bir kasaba kadar elektrik tüketiyor),
3-Çin’in başı çektiği elektrikli araç dönüşümü (çok yakında elektrikli kamyonlar da piyasada ağırlık kazanacak).
Dünyanın “elektriklenmesi” kaçınılmaz bir süreç ve 2035’te yüzde 35 elektrik hedefi ile yola çıkacak. Antalya zirvesi umarım bu sürece ivme kazandıracak. Bu durum petrol ve doğalgaz fakiri ülkeler için bir avantaj sağlarken çevre için de olumlu bir dönüm noktası olacak.
DÜNYAYI DAHA ZOR GÜNLER BEKLİYOR
Hürmüz krizinin başından bu yana dünyanın en çok ciddi bir enerji arz şokuyla karşı karşıya olduğunu söylediniz. Bugün geldiğimiz noktada tabloyu nasıl görüyorsunuz? En kötü geride mi kaldı, yoksa dünya enerji piyasaları açısından hâlâ kritik bir dönemin içinde mi?
Ben hâlâ Hürmüz krizinin yani İran savaşının dünyanın şimdiye kadar karşılaştığı en büyük enerji krizi olduğunu düşünüyorum. Fiyatlara baktığımızda fiyatlar 100 doların biraz altında. Şu anda 93-94 dolar civarında. Çok daha fazla çıkmamasının nedeni de şu: Bu savaş başlamadan önce dünyada ciddi petrol fazlalığı vardı, yani kullanılmayan petrol arzı vardı. Onu eritiyoruz şu anda, sonuna geldik. İkincisi de biz 11 Mart’ta stoklarımızdan büyük bir petrol arzını piyasalara çıkardık. O zaman da açıkladım, 400 milyon varil. Onlar kullanıldı, onların da sonuna geliyoruz. İki tane böyle cepten yediğimiz petrol vardı, onların da sonuna doğru geliyoruz. Eğer kısa süre içerisinde Hürmüz açılmazsa maalesef daha zorlu günler dünyayı bekliyor.
Daha önce çok çarpıcı bir ifadeyle “Hürmüz konusunda vazo kırıldı. Anlaşma sağlansa bile eski haline dönmek mümkün değil” demiştiniz. Bu güvensizlik bundan sonra dünya enerji ticaretini nasıl değiştirecek? Ülkelerin enerji tedarik zincirlerinde ve güzergâhlarında kalıcı bir değişim mi başlıyor?
“Vazo kırıldı” ibaresini kullanmam bundan birkaç ay önceydi. Bu süre zarfında olan gelişmeler bunu tamamıyla teyit ediyor. Şöyle söyleyeyim size: Artık ülkeler, Ortadoğu’daki üretici ülkeler kendi başının çaresine bakıyorlar. Ne yapıyorlar? Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri alternatif petrol boru hatları kurup Hürmüz’ü bypass etmek için çalışmalara başladılar. Zaten vardı daha önceden ufak tefek, onları büyütüyorlar ve artık 4-5 sene içerisinde Hürmüz’e hiç gerek kalmayacak şekilde yeni stratejiler geliştiriyorlar. Irak, Basra’dan gelecek petrolü dünya piyasalarına akıtmak için yeni projelere bakıyor.
Ama bu sadece bölge ülkeleriyle ilgili değil. Mesela Kanada; yıllar boyunca esas ihracat yönü olarak Amerika’yı seçmişti. Şimdi Kanada’da Asya’ya yeni petrol hatları kurulup petrol ve doğal gaz ihraç edilecek.
Bir de bazı ülkeler artık Hürmüz Boğazı’nın tehlikeli olduğunu düşündükleri için mesela Japonya, Kore gibi ülkeler petrol ve doğal gazda yeni ticaret partnerleri arıyorlar. Ortadoğu hâlâ çok önemli, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gerçekten çok güzel çalışmalar yapıyorlar ama artık vazo kırıldı.
Ve bununla birlikte birçok ülke de enerji stratejisini değerlendiriyor. Mesela birçok ülke son aylar içerisinde elektrikli arabaları teşvik etmeye başladı, petrole olan bağımlılığımız azalsın diye.