GÖL BU KADAR BÜYÜK DEĞİLDİ
Yüzey araştırma projemiz kapsamında gölü sürekli takip ediyoruz. Göl çekildiğinde, altında M.Ö. 5 bin’den itibaren yerleşim olduğunu gördük. Göl ilk zamanlar, yani Tunç Çağı dediğimiz M.Ö. 3 bin ile 1200’lü yıllar arasında bu kadar büyük değildi. Gölün etrafında Tunç Çağı, höyük yerleşimleri vardı ve sonra göl yükseliyor. Hatta Osmanlı vakayinamelerinde de mesela 1526’da, Gelendost’un bazı köyleri, Osmanlı yönetimine başvuruyor ve ‘Göl suları yükseldi, bizim köy suyun altında kalıyor, bizi taşıyın’ diyorlar. Sonra bir daha taşıyorlar. Biz bundan şunu anlıyoruz. Göl, sürekli aynı standartta durmuyor. Bir çekiliyor, küçülüyor. İnsanlar kıyısına gelip yerleşmeye başlıyor. Sonra göl yükseliyor, tekrar insanlar uzaklaşıyorlar. Böyle bir gel git var.”
KÜPLERE GÖMÜLMÜŞ TUNÇ ÇAĞI MEZARLARI
“Antik kentin ortaya çıkışı iki sene önceydi. Daha önce orada öyle bir yerleşim olduğu bilinmiyordu. Mesela Limenia Adası var. Şimdi ada değil artık. Göl çekildiği için tamamen karayla birleşti. Mesela o ada üzerinde bir Bizans dönemi kalesi var, adayı çeviren. Bizans kenti olarak tanımlanıyordu. Hatta 1907’de İngiliz Gertrude Bell (seyyah, arkeolog) oraya gelmiş, ziyaret etmiş. Su çekilince M.Ö. 5 bin’e tarihlenen Tunç Çağı kalkolitik malzeme bulduk. O yerleşimleri ilk defa biz tespit ettik orada. Şu an göl tekrar biraz yükseldi. Bir de göl hemen çekilir çekilmez, çalı tarzı bir ağaç türü var, hemen ortalığı kapladı. Tunç Çağı yerleşiminde urne tipi mezarlar bulduk. Küplere gömülmüş Tunç Çağı mezarları. Bir kısmını defineciler talan etmişti. Bir kısmını biz fotoğrafladık, belgeledik; ama şimdi gitseniz onlar tamamen çalıların, sazlıkların arasında kaldı.”
DEFİNECİLERİN HEDEFİ OLDU
“Açığa çıkan yerleşimler, definecilerin de hedefi haline gelmiş durumda. Bu yerleşim yerlerinde en çok tahrip edilen katmanlar da Osmanlı İmparatorluğu Dönemi’ne ait üst katmanlar. Yapıların duvarları yıkılıp dağıtılmakta, konutların kilerlerinde sağlam korunmuş olan pişmiş topraktan depolama kapları (Pithos) parçalanmakta; yapıların taşları sökülerek köylere taşınmakta. Yakın tarihimizi belgeleyen bu arkeolojik eserler ve veriler, definecilerin insafına terk edilmeyecek kadar değerlidir.”