Sibil’in arkasından su dökesim var
Üç aylık tatil maratonu sonrası kendini “yetersiz” hisseden sosyetik fenomen Sibil Çetinkaya, Londra’ya taşınmaya karar verdi:
“Kendime yeterli gelmemeye başladığım için dedim ki, ben bu konuda içgüdülerimi dinlemeliyim ve bununla ilgili bir şey yapmalıyım. Mykonos’tan döndük, ertesi gün sabah uyandım, bilgisayarı açtım ve dedim ki, ‘Ben gidiyorum...’
Orada bazı okulların derslerine yazılmış, öğrencilik yapacakmış 6-7 ay. Evini tutmuş falan filan.
Güzel bence, imkânı var, takılsın işte kafasına göre.
Ayrıca insanın kendini yetersiz hissetmesi, konu ne olursa olsun geliştirmek istemesi de artı puan.
Fakat sanırsın kara trenle Almanya’ya işçi gidiyor:
“Bütün bu süreçte yanımda olacak tek bir kişi var orada. Kim biliyor musunuz? Sizsiniz. Annemi götüremiyorum. Derev’i (kuzeni) götüremiyorum. Safe zone’umdaki (güvenli bölgemdeki) herkesten yapayalnız ayrılıyorum. Ben Londra’ya gidiyorum!”
Kuzenini götüremiyormuş. Yahu perşembe bir, cuma iki, ya o gelir Londra’ya, ya sen buradasın.
Sanki ilk yurtdışı gezisi...
Sevgilisi tam destek vermiş:
“Git ve hayalini gerçekleştir. Bunu yap. Çünkü bunun sana çok iyi geleceğine eminim...”
Varlıklı bir ailenin, fenomenlikten çuvalla para kazanan kızısın zaten.
Mykonos’tan döndüğün sabah, uyanınca Londra’da ev tutmaya karar verebilecek rahatlıktasın.
Sanki askere gidiyor!
Fenomenlik de biraz oyunculuk gibi sanırım.
Önce kendin inanacaksın ki... Seyirci de bol bol ağlayıp içini dökebilsin.