Unu, tuzu, gazozu
Ancak zamanla mandalin bahçeleri yerine inşaatlara bırakıyor. Mandalin satarak dört çocuk okutan Ömer Aras artık eskisi gibi para kazanamıyor, yaşlandıkça ağaçların yükünü taşımak da zorlaşıyor. O sırada turizm işiyle uğraşan oğlu Erman Bey, internetten satış yapmayı öneriyor. “50 ton, 100 ton mandalina çıkıyor, neyi satacağız?” yanıtını alsa da katma değerli ürünlerle şansını denemek istiyor. 2014’te Hürriyet’te Banu Şen’in yazdığı “Diren Bodrum Mandalini” başlıklı haberle birlikte Türkiye’nin dört bir yanından telefon alıyorlar. İnternet satışına yönelip Bodrum Yadigarı adıyla, mandalini farklı ürünlere dönüştürmeye başlıyorlar.
Gazoz, cips, lokum, şekerleme, reçel, marmelat, reçel kurusu, mandalin macunu, sirke, acı ve tatlı salata sosları, kolonya, uçucu yağ, mandalin unu… Liste daha uzun. Bu kadar farklı ürün çıkarılabilmelerinin nedenlerinden biri, Bodrum mandalininin ağustos ve aralık aylarında olmak üzere yılda iki kez hasat edilebilmesi. Benim geçen hafta katıldığım erken dönem hasadında meyvenin yeşil halini topladık; mutfaklarda nasıl kullanabileceğimizi dinledik. Dilimlenip kokteyllerde, suda, sodada kullanılabilir; suyu salatalara sıkılabilir, kabuğu rendelenip tatlılara konabilir veya şekerle ovulup limonata yapılabilir. Mandalinin turuncuya dönerek olgunlaştığı dönemse 15 Aralık ile 15 Şubat arası. Bu dönemde elde edilen özütler ise salata, et ve balık soslarına girebilir; yine sütlü tatlılarda kullanılabilir. Katkısız hazırlanan ‘mandalin esmer şekeri’ gibi ürünler de kurabiye ve keklere veya Türk kahvesine eklenebilir.
‘Amaç Bodrum’un kültürel hafızasını yaşatmak’
Katma değerli ürünler için çalışan yapılardan bir diğeri de 2024’te kurulan Bodrum Kadın Kooperatifi. Kooperatif Başkanı Prof. Dr. Ayşin Şen, mandalinli limonata, lokum, tuzlu kurabiye ve üzerine narenciye tuzu serpiştirilmiş patatesleri tattırıyor bize. Evet, bunlar güzel, leziz şeyler. Ancak Ayşin Hanım’ın da hatırlattığı gibi Bodrum mandalini, yarımadanın ilk coğrafi işaretli ürünü olsa da bugün hak ettiği yerde değil. “Mandalin bahçeleri bitmek üzere. Bitez ve Ortakent bahçe açısından en zengin bölgelerden olsa da birçok ağacın yapılaşmaya kurban giderek yok olduğunu görüyoruz” diyor.
Üç yıl önce başlatılan ‘Bodrum Yeşili’ projesi tam da bu nedenle çok kıymetli. Ağaçları korumak ve ekonomiye kazandırmak için başlatılan bu proje, her yıl sanat, kültür ve gastronomi etkinlikleriyle daha da büyüyor. Geçen haftaki erken hasat buluşmasında MandalinimİZ adlı dijital rotanın müjdesini aldık mesela. MandalinimİZ ile ziyaretçiler Bodrum mandaliniyle hazırlanan lezzetleri keşfederken yarımadanın doğasını, kültürünü ve yerel üretim hikayesini de daha yakından tanıyabilecek. Amaç, mandalini yalnızca bir tarım ürünü olarak değil, Bodrum’un kültürel hafızasının ve yaşam biçiminin bir parçası olarak daha geniş kitlelere anlatmak. Destekçi markanın Afrika ve Ortadoğu CEO’su Selçuk Tümay’ın dediği gibi mesele yalnızca meyveyi korumak değil, Bodrum’un kültürünü, hafızasını ve kimliğini yaşatmak. Markanın Hukuk, Kurumsal İletişim ve Dış İlişkiler Direktörü Zümrüt Yezdani Kedik ise “Rotanın içini mandalinli lezzetlerle doldurmak hepimizin sorumluluğunda. Amacımız bu eşsiz değeri hayatın içinde yaşatmak, daha fazla insanın Bodrum mandalininin hikayesiyle buluşmasını sağlamak ve yerelden ulusala, ulusaldan globale ulaşan bir hikâye yaratmak” diyor.
Neden Amalfi limonu gibi sembolik bir ürün olmasın?
Sıfır atık felsefesini birebir karşılayan bu leziz meyveyi şeflerin mutfaklarında daha çok kullanımı, işlenmiş ürünler, gastronomi rotaları, bahçe deneyimleri ve güçlü bir Bodrum hikayesi birlikte düşünüldüğünde aynı ağaçtan yaratılan değer gerçekten büyüyebilir. Bodrum mandalini neden San Marzano domatesi, Parma’nın Parmigiano Reggiano’su ya da Amalfi limonu gibi sembol bir ürün olmasın ki! Düşünsenize; Bodrum’a giden turist bahçeyi ziyaret ediyor, ağacının hikayesini dinliyor, isterse hasada katılıyor, o mandalini veya o mandalinden yapılmış bir ürünü tadıyor veya satın alıyor. Böyle bir modelde tarımla turizm birbirinin rakibi olmaktan çıkıyor; turizm, o bahçenin yaşamaya devam etmesinin nedenlerinden birine dönüşüyor.
Şunu da belirtmek isterim: Kimsenin “Gelin, illa bizden ürün alın” diye bir ısrarı yok. Herkesin imkanı başka. Kimi fide alır kendi yetiştirir kimi o bahçeleri gezer mandalinleri koklar, hikayesini dinler. Bilmek de çok şey. Zaten asıl büyük desteği Bodrum’daki işletmeler verebilir. Mandalinle hazırladıkları lezzetleri her mevsim menülerine koyarak ciddi bir pazar oluşturabilirler. Böylelikle üretici de para kazanır, ağacına yeniden bakmaya başlar. Erman Bey’in de dediği gibi aksi halde kimse gelir getirmeyen bir ağacın bakımını üstlenmek istemiyor. Oysa menülere girmesi işletmenin değeri de yerinde tutar. Her gün iklim krizini konuşuyoruz. Ağaçlar azaldıkça Bodrum’un oksijeni azalıyor; bir süre sonra kimse nefes alınamayan bir beldeye ne tatile ne de yaşamaya gidecek. O restoranların da bir anlamı kalmayacak. Ancak tek başına gastronomiye bel bağlamak yeterli değil. Tarım alanlarının koruma politikalarıyla güvence altına alınması da şart.
Bodrum bir zamanlar beyaz, sevimli evlerinin çevresini otel ve beach club’ların değil, tarla ve bahçelerin sardığı, nahif bir yerdi. O döneme dönemeyiz elbette. Zaten mesele Bodrum’u geçmişte dondurmak değil. Ama en önemli değerlerinden birini geleceğe taşıyabiliriz. Bu da ancak kolektif bir çabayla olur. İşte belki o zaman “Bodrum denince aklınıza ilk ne geliyor” sorusunun yanıtları arasında mandalin de olur.