TÜRKİYE’DE CHATBOT KONUŞMALARI MAHKEMEDE DELİL OLABİLİR Mİ?
ABD'deki örneklerin gündeme getirdiği tartışma, Türkiye açısından da önemli soruları beraberinde getiriyor. Özellikle kullanıcıların ChatGPT gibi yapay zeka platformlarında kişisel, ticari veya hukuki nitelikte bilgiler paylaşması, bu verilerin bir soruşturma ya da dava sırasında hangi şartlarda talep edilebileceği sorusunu gündeme getiriyor.
Türkiye'de kişisel verilerin korunması bakımından KVKK başta olmak üzere farklı hukuki düzenlemeler bulunurken, ceza soruşturmalarında dijital verilere erişim ve bunların delil olarak değerlendirilmesi de ayrı bir hukuki çerçeveye tabi.
Peki, Türkiye açısından baktığımızda, bir kişinin ChatGPT gibi bir yapay zeka aracına yazdığı konuşmaların bir ceza veya hukuk davasında delil olarak kullanılabilmesi hangi şartlara bağlı? Örneğin kolluk kuvvetleri veya savcılık, kişinin telefonunda bulunan ChatGPT konuşmalarına hangi hukuki yollarla erişebilir? Bulut ortamında veya yapay zeka şirketinin sunucularında bulunan konuşmaların Türkiye'deki bir soruşturma kapsamında talep edilmesi halinde KVKK, Türk Ceza Kanunu, Ceza Muhakemesi Kanunu ve kişisel verilerin korunmasına ilişkin diğer düzenlemeler nasıl devreye girer?“Kolluk ve savcılık, bir ceza soruşturması kapsamında 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu hükümleri uyarınca delil toplama yetkisine sahiptir; kişinin telefonunda ya da bilgisayarında bulunan bir yapay zeka konuşmasına da bu çerçevede, kanunun öngördüğü gerekli usuli ve hukuki şartlar sağlanmak kaydıyla yasal arama ve elkoyma kararı akabinde ulaşılabilir” diyen Siber Suç Uzmanı Avukat Dr. Ceren Küpeli, şöyle devam etti:
-- Yani bu verilerin elde edilmesi keyfî bir işlem değildir; ancak Ceza Muhakemesi Kanunu’nun aradığı koşulların yasal makamlarca yerine getirilmesi halinde hukuka uygun bir delil elde etme işleminden söz edilebilir. Nitekim yapay zeka platformları, hukuken ‘sosyal ağ sağlayıcı platform’ mahiyetinde olup, 5651 sayılı Kanun’a eklenen Ek Madde 4 uyarınca, Türkiye’den günlük erişimi bir milyondan fazla olan yurt dışı kaynaklı sosyal ağ sağlayıcıları adli mercilere bilgi vermekle yükümlü kılınmıştır. Bu mekanizma, yurt dışındaki bir platformdan veri talep edilmesinde muhatabı Türkiye’de belirli kılan bir yol sağlamış. Dolayısıyla bir yapay zeka platformu bu kapsama girdiği ölçüde, adli makamların taleplerini karşılama yükümlülüğü altında.
-- Söz konusu yapay zeka sohbetlerine üçüncü bir kişi tarafından, kişinin rızası ve bilgisi dışında erişilerek bunların paylaşılması ise bambaşka bir hukuki zemine oturur. Bu ihtimalde, elde edilen içerik ne kadar önemli olursa olsun, hukuka aykırı biçimde elde edilmiş olduğundan delil değeri taşımaz; dahası bu eylem, Türk Ceza Kanunu kapsamında haberleşmenin gizliliğini ihlal başta olmak üzere elde edilen bilgilerin kapsamına göre başlı başına bir suç oluşturabilir. Yani aynı yazışma, usulüne uygun elde edildiğinde delil olmuşken, üçüncü bir kişinin usulsüz müdahalesiyle elde edildiğinde hem delil olmaktan çıkar hem de o kişiyi cezai sorumluluk altına sokar.
YAPAY ZEKAYA YAZILAN BİR İTİRAF TEK BAŞINA DELİL SAYILIR MI?
Chatbot konuşmalarının hukuki boyutundaki bir diğer kritik başlık ise bu kayıtların delil değeri. Özellikle bir kişinin yapay zekaya suç işlediğini itiraf etmesi, bir saldırı planından bahsetmesi veya başka bir kişiye yönelik tehditlerini anlatması halinde, bu konuşmanın mahkeme açısından tek başına ne ifade edeceği merak ediliyor.
Bu soruma “Bir suç bilimci olarak bu soruya delilin bilimsel değerlendirme ölçütleriyle yaklaşmak isterim” cevabını veren Ceren Küpeli, şu önemli bilgilerin altını çizdi:
-- Adli bilimlerde bir dijital kaydın değeri iki parametreyle ölçülür: özgünlük (kaydın gerçekten o kişiden doğup doğmadığı) ve bütünlük (içeriğin ilk hâlinden mahkemeye ulaşana dek değişmediği). Bu iki koşul ortaya konmadan bir yapay zeka konuşmasının tek başına mahkûmiyete esas alınması, metodolojik açıdan sağlam bir zemine dayanmaz. Bunu zorunlu kılan, dijital verinin kendine özgü doğasıdır. Bir ekran görüntüsüne kelime eklenebilir, bir bölüm çıkarılabilir, metin bağlamından koparılabilir. Bu yüzden adli bilişimde ‘en iyi delil’ ham ekran görüntüsü değil, kaynağın adli kopyasıdır; bu kopyanın bütünlüğü de hash değeriyle (verinin dijital parmak izi) matematiksel olarak doğrulanır ve delil zincirinin kesintisiz belgelenmesiyle desteklenir.
-- Özgünlük ise suç biliminin en çok dikkat çektiği noktadır. Bir hesabın kime ait olduğu ile o an klavyenin başında kimin bulunduğu aynı şey değildir; buna atıf sorunu denir. Cihaz paylaşılmış, hesap ele geçirilmiş ya da metin başkası tarafından yazılmış olabilir. Dolayısıyla ‘bu hesaptan çıkmış’ olması ‘bu kişi yazmış’ demek değildir; bu bağ ancak oturum ve bağlantı kayıtları ile diğer maddi delillerle kurulabilir.
“Özellikle ‘itiraf’ niteliğindeki ifadelerde ihtiyat şarttır” diyen Küpeli, “İnsanlar yapay zekaya çoğu zaman düşünce denemesi, senaryo kurma ya da duygusal boşalma amacıyla yazar; böyle bir metni bağlamından kopararak ikrar muamelesi yapmak adli açıdan yanıltıcıdır. Aynı ihtiyat tehdit içeren konuşmalar için de geçerlidir: İfadenin gerçek bir kasıt mı yoksa bağlam dışı bir söylem mi olduğu, ancak destekleyici delillerle anlaşılır” ifadelerini kullandı.
Sonuç olarak bir yapay zeka konuşması ceza yargılamasında ancak hukuka uygun elde edildiğinde değerlendirilebilecek bir delil olabileceğini söyleyen Küpeli, “Ancak tek başına ve doğrulanmamış hâliyle güvenilir bir kanıt değil, olsa olsa bir delil başlangıcı olarak ifade edilen hukuki argümandır. Delil değeri kazanması ise, özgünlüğünün ve bütünlüğünün teknik olarak ortaya konmasına ve olayın diğer maddi bulgularıyla tutarlı bir bütün oluşturmasına bağlıdır. Adli bilimin temel ilkesi dijital delillerde esastır: Tek bir delil değil, birbirini doğrulayan hukuka uygun deliller bütünü yasal tespitlerin güvenilir dayanağını oluşturur” dedi.