Gecenin tek istisnası someliyeydi
Tournedos rossini’de et doğru pişmişti ama ekmek, foie gras ve trüf hem azdı hem de klasik biçimde üst üste bir bütün oluşturmak yerine etin yanında duruyordu. Bu yemeğin alameti farikalarından yoğun jus ise fazla sulu, özensizce çektirilmiş bir et suyunu andırıyordu.
Fettuccine vongole’de sarımsak her şeyin önüne geçmişti. Makarna vongole’nin suyunda lezzetini almamış, ayrı pişirilip sonradan eklenmiş gibiydi. Ağızda kalması gereken deniz tadı yerine sarımsak öne çıktı.
Gecenin servis açısından tek istisnası someliyemizdi. Samimiydi, şarabı biliyordu, iyi öneriler yaptı ve sonra dönüp, beğenip beğenmediğimizi sordu. Aslında çok basit bir şey yaptı: Yemeğimizi önemsediğini hissettirdi.
İtalyan yemeği konusunda şanslıyım. Uzun yıllar yaşadığım Avustralya, İtalya dışında bu mutfağın en iyi örneklerinin olduğu ülkelerden biri. ‘Anatolia’ kitabını birlikte yazdığım David Dale de İtalyan mutfağı üzerine şeflerle birçok kitap hazırlamış gerçek bir İtalyan yemek fanatiğidir. Dolayısıyla ünlülerin fotoğraflarıyla dolu duvarlar beni bir makarnanın iyi olduğuna ikna etmiyor.
Mamo’dan çıktığımda aklımda kalan tek iyi yemek acılı kalamardı. Ama en net hatırladığım hâlâ o espresso. Kalkarken hesabı dostum ödedi. Ben de ‘Jölebey’in kulağına eğildim: “Kusura bakma, o sadece hesaptan sorumlu. Bahşiş onun sorumluluğunda değil.”
Vitello tonnato’nun (ton balıklı dana eti) eti fazla pişmişti. Ton balıklı sosu lezzetli ama miktarı azdı. Gecenin tek iyi tabağı acılı ızgara kalamardı. Enginar salatasındaki enginar biraz kart, sos yine cimriydi. Istakozlu makarnaysa Saint-Tropez’nin ‘old money’ (aileden zengin) karavanasının değişmez oyuncularından; buradaki versiyonu ortalamaydı.🤨