RUSYA’DA HERKESİN HİKÂYESİ KORKUNÇ
Bu hikâye bize 20. yüzyılla ilgili ne anlatıyor? Ortaylı, “Annemin anlattıklarının dışına çıkmamaya, yorum katmamaya özen gösterdim çünkü bu bir tanıklık. Herkes kendi yaşadığını anlatır” diye cevaplıyor: “Sovyetler Birliği bir yandan büyük bir modernleşme yaşarken diğer yandan da milyonlarca insanın hayatını altüst eden büyük bir dönüşüme sahne oldu. Bir tarafta yaygın eğitim, diğer tarafta ‘sınıfsız toplum’ iddiasına rağmen insanların kökenlerine göre ayrıştırıldığı, baskıcı bir rejim. Rusya’yı gezerken fark ettim ki annemin hikâyesi kimseye özel gelmiyordu çünkü herkesin anlatacak korkunç bir hikâyesi vardı. Bugün de yine zor zamanların eşiğindeyiz. Gazze’de olanlara baksanıza, gözümüzün önünde on binlerce sivil öldü.”
DAYANIŞMA KÜLTÜRÜ ETKİSİ
Yaşanan onca zorluğa rağmen Şefika Hanım hayata bağlılığını ve olumlu bakış açısını hiç kaybetmemiş. Bu nasıl olmuş? Ortaylı: “Dedem çok varlıklı bir aileden gelirken bir dilim ekmeğe muhtaç hale geliyor ama hiçbir zaman şikâyet etmiyor: ‘Allah verdi, Allah aldı’ diyor. Şöyle düşünmüş olmalı: Şans eseri doğmuşsun zengin bir ailede, kaderde kaybetmek de varmış, o da bir şanssızlık. Yaşadıklarını kişisel bir trajediye dönüştürmemiş, geçmişe ağlayıp durmamışlar; ‘Nasıl ayakta kalırız, birbirimizi nasıl koruruz?’ diye düşünmüşler. Bunda Tatar toplumundaki dayanışma kültürünün de büyük payı var. Kamplarla ilgili bile kötülükleri değil yaşanan komik olayları konuşurlardı. Akla insanların zorla çalıştırıldıkları bir kamp gelmezdi.”
SENE 1968 - Ortaylı Ailesi