Eda bu hikâyenin yalnızca kaptanı değil.
Hafızası.
13 yaşında voleybola başlayan, 2000’lerin başındaki ilk dalgayı yaşayan ve kadın voleybolunun nereden nereye geldiğini gören bir kadın.
Bugün voleybol Anadolu’da binlerce kız çocuğu için sadece spor değil. Kendine güvenmek, okumak, seyahat etmek, kendi ayaklarının üzerinde durmak ve başka bir hayatın mümkün olduğunu görmek demek.
O yüzden bu şampiyonluk yalnızca bir kupa değil. Çeyrek asırda gerçekleşen sessiz bir toplumsal değişimin fotoğrafı.
Asıl büyük kupa bu.
Bu başarının manevi karşılığı şüphesiz tartışılmaz.
Peki maddi karşılığı?
Orada da rahatlıkla “hakkı teslim edilmiş” diyebiliyor muyuz?
Bence hayır.
Eda’nın yıllar önce prim tartışmalarındaki tavrı çok netti. Başarılarını pazarlık konusu yapmak istemediklerini, ülkeye yaşattıkları mutluluğun parayla ölçülemeyeceğini söylüyordu.
Şimdi şampiyonlara kişi başı 150 Cumhuriyet altını, yaklaşık 6-7 milyon lira ödül verileceği konuşuluyor.
Az mı?
Değil.
Ama bir de futbolun primlerine bakın...
Bırakın Avrupa şampiyonluğunu, çok daha küçük başarılar için konuşulan milyonlarca dolarlık primleri hatırlayınca insan ister istemez soruyor:
Bu başarıya biçilen karşılık hakkaniyetli mi?
Eda’lar belki istemez.
Ama mesele onların ne istediği değil. Mesele, aynı formayı taşıyan, aynı ülkeyi temsil eden, üstelik Avrupa’nın zirvesine çıkan ve defalarca büyük başarılar kazanan kadınların başarısına bizim nasıl bir değer biçtiğimizdir.
Prim biraz da bunun göstergesi değil mi “beyler?”