YAPAY ZEKÂ ÇAĞINDA 80’LER HASRETİ
KABARIK saçlar, vatkalar, yüksek belli kotlar, pembe küpeler, analog fotoğraf grenleri...
Millet topluca 40 yıl geriye gitmiş durumda.
Instagram’da fena bir 80’ler rüzgârı esiyor.
Ben mi?
Hiç sormayın. Balıklama atladım akıma.
Önce kendimi 80’lere gönderdim. Sonra kocamı. Oğlumu. Annemi. Arkadaşlarımı...
Bir ara yapay zekâya “Elbisemin rengini beğenmedim!” derken yakaladım kendimi.
Dur Fulya! Ne yapıyorsun?
Aslında doğru soru şu: “Ne yapıyoruz biz?”
2026’nın en ileri teknolojilerinden birini kullanıp neden 1986’ya kaçıyoruz?
Ki bu bir gecede de olmadı, farkındaysanız. Bir süredir usul usul geçmişe yürüyoruz.
Son yıllarda gittiğimiz neredeyse her mekânda 80’ler, 90’lar şarkıları çalıyor. Bir bakıyoruz vatkalar geri gelmiş, bir bakıyoruz yüksek belli kotlar ya da büyük gözlükler... Annelerimizin babalarımızın modası geçti diye kaldırdığı ne varsa yeniden vitrinde.
Yani geçmiş bir süredir zaten kapıyı çalıyordu. Yapay zekâ o kapıyı sonuna kadar açtı şimdi.
Peki neden?
Psikolog Prof. Constantine Sedikides ve Prof. Tim Wildschut’un yıllardır üzerinde çalıştığı nostalji araştırmaları çok ilginç bir şey söylüyor: İnsan geçmişe özellikle belirsizlik ve kopukluk hissettiği dönemlerde sarılıyor. Nostalji; aidiyet hissini artırabiliyor, geçmişteki “ben” ile bugünkü “ben” arasında bağ kurmamıza yardımcı oluyor. Biliminsanları buna “self-continuity-benlik sürekliliği” diyor.