Yani eski bir şarkıyı açtığımızda aradığımız gençliğimiz değil, kendimiz.
Neden 80’ler derseniz de... Çünkü 80’ler bugünün tam tersi gibiydi.
Fotoğraflar kusurluydu.
Saçlar gereğinden fazla kabarıktı.
Renkler gereğinden fazla renkliydi.
Kimse fotoğraf çekildikten sonra yüzünü inceltmiyor, gökyüzünü değiştirmiyor, “Bir dakika bunu bir daha çekelim” diye 55 bin poz vermiyordu. Mesele bence tam da bu.
Teknoloji bize kusursuzluğu verdikçe biz kusurlu olanı özlüyoruz.
Her şey hızlandıkça yavaş olanı...
Her şey dijitalleştikçe dokunabildiğimizi...
Her şey yapaylaştıkça “gerçek” olduğuna inandığımız o zamanı...
Şimdi dönüp yapay zekâ ile yarattığım “sahte” 1986 fotoğraflarıma bakıyorum da...
İnsan geleceği hayal ediyor. Hatta o geleceği yaratıyor. Ama ne kadar ileri gidersek gidelim, arada geriye dönüp bakmak şart galiba.
Geçmişe dönmek için değil. Geleceğe son sürat koşarken neyi yolda bıraktığımızı da görmek için.😳