PANDALAR HASSAS KATEGORİSİNDE
Bir başka güzel haber dev pandalardan.
Bir dönem neslinin tükenmesinin sembolü haline gelen pandalar artık IUCN sınıflandırmasında “Endangered” yani nesli tehlikede kategorisinde değil. “Vulnerable” yani hassas kategorisindeler. Bu, tehlikenin tamamen geçtiği anlamına gelmiyor.
Ama yıllarca sürdürülen habitat koruma ve koruma çalışmalarının işe yaradığını gösteriyor.
ÇOK GEÇ DEMEDEN MÜCADELE ETMEK
Ve beni en çok şaşırtanlardan biri sayga antilobu oldu.
O kendine özgü kocaman burnuyla sanki başka bir çağdan kalmış gibi görünen bu hayvan, bir dönem yok oluşun kıyısındaydı. IUCN değerlendirmesinde statüsü Critically Endangered’dan Near Threatened’a, yani “kritik tehlikede” seviyesinden “tehdide yakın” seviyesine yükseldi.
Bunlar yalnızca üç hayvanın hikâyesi değil.
Bence bize çok daha önemli bir şey söylüyorlar:
Doğayı korumak işe yarıyor.
Bir türü yok oluşun eşiğine getiren de insan olabiliyor, oradan geri çeken de.
Bazen bir ormanı korumak, bazen kaçak avcılığı durdurmak, bazen hayvan ticaretine karşı mücadele etmek, bazen de yıllarca sabırla yürütülen bir yeniden doğaya kazandırma projesi...
Sonuç almak yıllar, hatta onlarca yıl sürebiliyor.
Ama alınıyor.
Belki de doğa konusunda en büyük tehlikelerden biri, “Artık çok geç” diye düşünmek.
Çünkü bu üç hikâye bize tam tersini söylüyor.
200 yıl sonra yeniden bir ormanda kanat çırpan bir Macaw papağanı varsa, umut etmek için hâlâ çok güçlü bir nedenimiz var.
Bu arada COP31’i heyecanla beklediğimi ve yakından takip edeceğimi de söylemeden geçmeyeyim.