NIK, SIRA DIŞI VE KARMAŞIK BİR KARAKTER
◊ Karakteriniz ilk başta çok farklı görünüyor. Ama sonra Amerikan pop kültürüne hayran, neşeli bir eski KGB ajanı olduğunu keşfediyoruz. Nik, alıştığımız Soğuk Savaş filmi klişelerini nasıl kırıyor?
- Nik sıra dışı biri. Amerikan kültürüne, özellikle de “Top Gun” filmine duyduğu hayranlık konusunda neredeyse idealist diyebileceğimiz bir tarafı var. Ama zamanla onun uzun süredir yalnız yaşadığını ve bir anlamda kendini sürgüne çektiğini de öğreniyoruz.
Artık parçası olamayacağını düşündüğü KGB sisteminden uzaklaşmaya çalışıyor. Çünkü sonunda bunun ailesi üzerinde nasıl bir etkisi olduğunu da görüyoruz. Dolayısıyla sistemin işlemediğini çok kişisel olarak deneyimlemiş bir adam. O sistem, onun onaylayabileceği bir hayat sürmesine ya da olmak istediği türden bir baba olmasına izin vermemiş.
Bu yüzden Nik oldukça karmaşık bir karakter. Şiddet kullanması gerektiğinde son derece acımasız olabiliyor. Çok iyi eğitimli olduğu açık. Bu da onu çok şaşırtıcı biri haline getiriyor. Çünkü bir yandan son derece öngörülemez; dünyaya neredeyse çocuksu, saf bir merakla bakıp sizi güldürebiliyor. Ama tehlike karşısına çıktığında, karşısında olmak istemeyeceğiniz biri.
Bence karakterin bu öngörülemezliği filmi sürekli canlı tutuyor. İzleyici Troy ile Nik’in gerçekten birbirleri için iyi olup olmayacağını merak ediyor.
Yönetmen ve senaristlerin Nik’e verdiği bu tuhaf ve karmaşık kişilik, filmin sürpriz duygusunu güçlü bir biçimde koruyor ve onu klasik Soğuk Savaş gerilimi klişelerinden uzaklaştırıyor.
◊ Hem tiyatro hem de sinema projeleri yönetiyorsunuz. Başka bir yönetmenin, hatta bu filmde olduğu gibi iki yönetmenin John Francis Daley ve Jonathan Goldstein’ın yönlendirmesi altında oyunculuk yapmak sizin için nasıl bir deneyim?
- Her zaman çok ilginç. Çünkü bu işi yapan insanları çok yakından izleme fırsatınız oluyor. Danny Boyle’un bir keresinde bana “Keşke senin gibi başka yönetmenleri çalışırken bu kadar yakından izleyebilme şansım olsa” dediğini hatırlıyorum. Bir oyuncu olarak benim böyle bir avantajım var. Burada da baştan sona gerçekten çok keyifli bir deneyimdi. İkisi de son derece hazırlıklıydı.
Kendilerine ilham veren filmlerden rahatlıkla örnek verebiliyorlardı. Ryan ve benimle yaratıcı bir konuda fikir ayrılığı yaşadıklarında geri durmuyorlardı. Filmin yönü konusunda sağlam kontrolleri vardı ve çalışma disiplinleri de çok güçlüydü.
İki yönetmen olması ayrıca büyük bir avantajdı. Birimizin sorduğu bir soruya biri cevap veremese, diğeri mutlaka cevap verebiliyordu. Kişilikleri oldukça farklı olsa da ikisi de hem bir planın teknik tarafıyla hem de karakterin o sahnedeki duygusal okumasıyla eşit derecede ilgileniyordu. Bir sahnenin nasıl çekileceğinden, bir karakterin bir repliği nasıl söylediğine kadar her detaya hâkimdiler.