ASIL SORU ŞU: BİRBİRİMİZİ NASIL ANLAYABİLİRİZ?
◊ “Mayday” Soğuk Savaş döneminde geçiyor ama çok güncel hissettiriyor. Bu hikâye, tamamen farklı bir dünyadan gelen birinde insanlığı bulmak konusunda bize ne söylüyor?
- Görsel dili, ses dünyası ve çekim tarzıyla 80’lerin casusluk ya da politik gerilim filmlerini hatırlatan bir dünya kuruyorlar ama sonra bunu bir dostluk komedisine dönüştürüyorlar. Burada da birbirini anlamaya giden yol ilk başta komedi üzerinden açılıyor. Nikolai, Amerika’ya hiç gitmemiş; merak ediyor ve kafasındaki hayalle gerçeği karşılaştırmak istiyor. Bunu yapabilmek için de ister istemez kendinizden biraz daha fazlasını göstermeniz gerekiyor. Troy, karşısındaki adamın sırları ve geçmişi olan eski bir KGB ajanı olduğunu öğreniyor.Sonra kendilerini hayatta kalma savaşı veren riskli bir hikâyenin içinde buluyorlar.
Film burada şunu söylüyor: Hayat söz konusu olduğunda, sürekli uçlarda durarak var olamazsınız. Bir noktada, bazı insanların “gri alan” diyeceği yere adım atmanız gerekiyor. Asıl soru şu oluyor: “Birbirimizi nasıl anlayabiliriz?” Bence filmin en güzel taraflarından biri de tam olarak bu soruyu sorması.😚
◊ Filmdeki karakteriniz “Top Gun”a eğlenceli bir şekilde takıntılı. Sizin hayatınızın herhangi bir döneminde takıntı derecesinde sevdiğiniz filmler oldu mu?
- John Ford’un “The Searchers” filmini çok seviyorum.
Kulağa biraz çılgınca gelebilir ama Marvel için yönettiğim “Thor” üzerinde “The Searchers”ın ve Stanley Kubrick’in “Paths of Glory” filminin büyük etkisi vardı.
İnsanlar bazen “Thor”daki eğik kamera açılarını soruyorlar. Ben de “Paths of Glory’yi izleyin. Orada bir ustadan nasıl çaldığımı göreceksiniz” diyorum. Karakterler açısından ise beni yıllarca etkisi altında bırakan oyunculuklardan biri Paul Newman’ın “Cool Hand Luke”daki performansıydı. “Lawrence of Arabia” da benim için aynı kategoriye giriyor.