AKDENİZ’İN ÜÇ ASI: TÜRK, İTALYAN, RUM…
Zagaia, Akdeniz’in köklü üç medeniyetini bünyesinde barındırıyor; Türk, İtalyan, Rum… Diyor ki: “Üçümüz de heyecanlıyız, yüksek sesliyiz ama farklılıklarımız da var. İtalyanlar çok yaratıcı. Dünyanın en büyük açık hava müzelerinden birinde doğuyorlar; her taraflarında sanat ve tarih var. Bizde çalışkanlık öne çıkıyor. Yunanlar ise hayat için yaşıyorlar. Toplumlar birbirini seviyor, ziyaret etmek, yemek yemek ve alışveriş yapmak istiyor.”
CENEVİZLİLERDEN BUGÜNE TAŞIMACILIK
Uluslararası taşımacılık nasıl değişti? Cenevizlilerden başlayarak Karaköy ve Galata hattı bu işin hâlâ merkezi mi? Zagaia, “Merkezler plazalara taşındı ama 100 yıllık şirketler hâlâ var” diyor. Peki bugün Türkiye’den dünyaya neler gidip geliyor: “Otomotiv ve yan sanayi, kimya, deri, tekstil, hazır giyim, iplik, kumaş, tarım ürünleri, yedek parça, makine… Bu trafik yalnızca İstanbul’dan ibaret değil. Sanayi bütün Anadolu’da var. İç Anadolu Mersin’i, Ege İzmir koridorunu, Marmara buradaki limanları kullanıyor. Karadeniz’de fındık, demir var. Her bölgenin kendi ekosistemi var. Dünyanın ticareti bizim sektörümüz üzerine dönüyor. Pandemide insanlar ‘Böyle bir sektör varmış’ diye fark etti. Hiç durmayan bir sektör.”
‘İYİ YAŞAM’A TALEP ARTIYOR
Zagaia, 20 yıldır dünyanın en büyük fitness ekipmanları markalarından TecnoGym’in Türkiye temsilciliğini de yürütüyor. Güzel yemekleriyle global kilo problemine sebebiyet veren İtalyanların, evde egzersiz ekipmanları üreten Tecnogym’in sahibi olmaları yerinde! Zagaia: “İtalya dünyada obezitenin en az olduğu, ömrün en uzun olduğu ülke. Aslında İtalya’dan bu markanın çıkması ülkenin sağlıklı yaşam felsefesine dayanıyor. Latinlerin dediği gibi Mens Sana in Corpore Sana (Sağlıklı beden sağlıklı kafada bulunur)! İnsanlar artık daha çok seyahat etmek istiyor. Bunun için de sağlıklı olmak gerektiğini biliyor.”
“BABAMIN ELLERİ”
“Babamın yanında iki yaz çalıştım. Atölyesi Kasımpaşa’daydı. Bugün yaptığı mobilyaları kullananlar hâlâ babamı anar. Klasik mobilyaları cilalıyordu. Çok zor ve sert bir iştir. Babamın ellerinin gerçek rengini kanser olup işi bıraktıktan iki sene sonra gördüm. Ellerini boyalar gitsin diye sürekli tinerle yıkardı. İşine âşıktı. Mobilyalarla ‘Kızım sen istediğim gibi olmadın, seni bir daha cilalayayım’ diye konuşurdu. Kendi imkânları doğrultusunda kendi doğrularını bana yaşatmaya çalıştı.”
SENE 2024 - Oğlu Luca ile