PEKİ YA SEYİRCİYE SAYGI NE OLACAK
İKİ konser, iki sanatçı, iki farklı seyirci...
Ve iki sahnede de aynı kelime: Saygı.
Önce Bülent Ersoy.
Kuşadası’ndaki konserine bir buçuk saat geç çıktı. Seyircilerden biri, “Saat kaç oldu? Seyirciye saygı” diye seslenince Ersoy, gecikmenin rahatsızlığından kaynaklandığını söyledi.
Buraya kadar anlaşılır.
Fakat seyircinin hakkını araması Ersoy’u öfkelendirmişti bir kere:
“Siz saygıdan ne anlarsınız?”
“Defol git.”
Yetmedi.
Küfretti.
Üstelik ertesi gün de geri adım atmadı. Seyircinin yaptığına “terbiyesizlik”, verdiği cevaba “haddini bilmeyene had bildirmek” dedi.
Gelelim Oğuzhan Koç’a...
Hafta sonu Edirne’de sahnedeydi. Önünden elinde sigarayla bir seyirci geçti. O an şarkıyı kesti:
“Söndür bakayım onu. Bak bakayım buraya.”
Kalabalığın ortasında sigara içmek, insanları dumana maruz bırakmak yanlış. Bir sanatçının
buna tepki göstermesi de gayet normal.
Ama mesele bu değildi:
“Artist artist geçtin ya buradan.”
“Buranın ağası sen misin lan keko?”
“Kimin torpillisisin sen?”
Ve:
“Bana değilse protokole saygın olsun.”
Pardon?
Ne ara konser izlemek sanatçının karşısında hazır ola geçmeyi gerektirir oldu?
Üstelik seyircinin protokolde oturandan daha az saygıya layık olduğu bir konser düzeni mi var?
Galiba “saygı” kelimesini biraz fazla kolay kullanıyoruz.
Zira saygı, seyirciden sahneye doğru tek yönlü işlemez.
Elbette seyirci olmak da sınırsız özgürlük vermez. Sanatçıya hakaret edemez, sahneye bir şey atamaz, konseri sabote edemez, çevrendekileri rahatsız edemezsin.
Ama aynı kural mikrofonu tutan için de geçerli.
Şöhret, kimseye seyircisini azarlama, aşağılama, hele de küfretme hakkı vermiyor.
Dolayısıyla saygı bekliyorsanız şu küçük ayrıntıyı hatırlatmak şart:
Önce karşındakine -seyirciye- saygı.