ÜÇ KİŞİ TEK ODA
Kısa bir süre sonra, 1981’de Elif Eralp dünyaya geliyor. Fakat sorunlar bitmiyor. Ailenin iltica başvurusunun sonuçlanması iki yıldan fazla sürüyor. O dönem Münih’te üç kişi tek odalı, rutubetli bir evde yaşıyorlar. Hülya Eralp’in diploması Almanya’da tanınmıyor. Aile bütçesine katkı sağlamak için bir dönem evlere temizliğe de gidiyor. Yılmıyor. Yeniden eğitim alıyor. Sosyal pedagoji okuyor; kadınlara ve göçmenlere yönelik projelerde çalışıyor.
Baba Eralp’in de yabancı doktorların çalışma koşulları nedeniyle işi zor. Ama sonunda Dortmund’da bir hastane, çok sayıda Türkçe konuşan hastası olduğunu, bu nedenle Türkçe bilen bir doktora ihtiyaç duyduğunu belirterek, beyaz önlüğünü ona geri veriyor. O da sendika, mülteci, kadın haklarıyla ilgileniyor, protestolara destek veriyor.
İLK AKTİVİZMİ 10 YAŞINDA GARAJDA ÇEVRE KULÜBÜNDE
Aile, Elif 10 yaşlarındayken, Hamburg’a taşınıyor. İlk aktivizmi ise oturdukları evin garajında iki kız arkadaşıyla bir “çevre kulübü” kurmak oluyor.
Gazeteci Murat Tosun’a konuşan anne Hülya Eralp o günleri şöyle anlatıyor: “Aile içinde siyasi olaylar sürekli konuşulurdu, o da dinlerdi. Yeşiller Partisi’nin kurulmasından sonra, çevre hareketinin de güçlenmesiyle garajdaki küçük çevre kulübü gerçeğe dönüştü. Elif ve arkadaşları nükleer enerji karşıtı harekete ve eylemlere katıldı. Çevresinde gördüğü haksızlıklara çok erken yaşlardan itibaren tepki veren bir çocuktu.”
‘BİZİ DE Mİ ÖLDÜRECEKLER?’
Tarih: 29 Mayıs 1993. Yer: Solingen. Neo-Nazilerin kundakladığı evde 3’ü çocuk 5 kişi yanarak can veriyor. Ailesi, 12 yaşındaki Elif’i de alarak ırkçılık karşıtı gösterilere katılıyor. Hülya Eralp, kızının kendisine “Türkiye’den geldiğimiz için bizi de mi öldürecekler?” diye sorduğunu dün gibi hatırlıyor. Eralp ise yaşadığı olayların adalet ve eşitlik duygusunu şekillendirdiğini dolayısıyla da avukat olmaya karar verdiğini söylüyor.
UZMANLIK ALANI GÖÇ VE İLTİCA
Üniversite hayatı ise yalnızca derslerden ibaret değil. Garsonluk yapıyor, yemek/paket servis şirketinde telefonlara bakıyor. Aynı zamanda göçmen çocukların ilerlemesini destekleyen projelerde gönüllü olarak çalışıyor. 2007’de göç ve iltica hukuku alanında staj ve 2009’da baro sınavı sonrası hayatındaki çemberlerden biri daha; iltica ve göç hukukunu bilen bir hukukçu olarak, kapanıyor.
NASIL ‘BİZİM KIZ’ OLDU BAŞARISININ SIRRI NE
“Normalde Sol Parti’ye mesafeli duran sağ-muhafazakâr seçmen, Millî Görüş çevresi, hatta yıllardır oy hakkı olduğu halde sandığa gitmeyenler... Elif Eralp, Berlin’de çok farklı kesimleri aynı duyguda buluşturdu” yorumunu yapıyor Murat Tosun.
Katıldığı bir toplantıda Eralp’e “Elif abla”, “Elif kızım” diye seslenildiğini anlatıyor: “26 yıldır Berlin’de seçimleri takip ediyorum, Türkler arasında ilk kez böyle bir coşku gördüm. Bunun sırrı Elif’in seçim zamanı ortaya çıkan siyasetçilerden farklı olarak dernek dernek, kapı kapı dolaşması ve Türk-Kürt, sağcı-solcu, başörtülü-başı açık ayrımı yapmadan temas kurması bence. Sonuçta yıllardır sandığa gitmeyen Türkler sandığa gitti; Sol Parti’ye uzak duran muhafazakârlar bile oy verdi. Aslında oylar Sol Parti’ye değil, Elif’e gitti.”
ÇEMBERİMDE GÜL OYA
Eralp, Türkçe, Almanca, İngilizce ve İspanyolca biliyor. Bir süre İstanbul’da da staj yapmış. İstanbul için kullandığı ifade: “İkinci vatanım.”
Türkiye’nin siyaseti kadar gündelik hayatını da takip ediyor. O kişisel dünyada Türk dizilerinin de yeri var. “Çemberimde Gül Oya” bunlardan biri. Bir podcastte dizi ile kurduğu özel bağı anlatıyor.
Hatırlatayım: Çemberimde Gül Oya, 1970’lerden 12 Eylül darbesine uzanan dönemi işliyor. Bu noktada Eralp’in dizi ile neden duygusal bir bağ kurduğunu anlamak zor değil.
BOYNUNDA KENDİ ADI DEĞİL ‘KİRA TAVANI’ YAZIYOR
Eralp’ın seçim kampanyasında dikkat çeken küçük ama sembolik bir ayrıntı daha var. Boynundaki kolye. Ancak üzerinde “Elif” değil, “Mietendeckel” yazıyor. Türkçesi: “Kira tavanı.”
Çünkü Elif Eralp’ın kampanyasının ana meselelerinden biri fahiş kiralar ve konutların büyük şirketlerin elinde yoğunlaşması. Özellikle Deutsche Wohnen ve Vonovia gibi dev konut şirketlerinin sahip olduğu konut stoklarının kamulaştırılması/toplumsallaştırılması fikrini savunuyor.
Tagesspiegel röportajında kendisine: “Belediye başkanı olursanız da takmaya devam edecek misiniz?” diye soruluyor.
Eralp’ın cevabı çok kısa: “Ja, klar!” — “Tabii ki!”