ANKARA’DAKİ HUKUKİ EŞİK
Türkiye’nin uluslararası bir savunma anlaşmasına taraf olması ile Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yabancı bir ülkeye gönderilmesi aynı hukuki süreç değil. Anayasa’nın 92’nci maddesi, milletlerarası anlaşmaların veya uluslararası nezaket kurallarının gerektirdiği durumlar dışındaki yabancı ülkelere asker gönderme konusunda TBMM’ye yetki veriyor. Bu nedenle kamuoyunda bazen kullanılan “asker gönderme yasası” ifadesi teknik olarak meseleyi tam karşılamıyor. Burada iki ayrı hukuki aşamayı izlemek gerekiyor;
- Birincisi, Mekke Anlaşması’nın Türkiye açısından TBMM’de onaylanması ve yürürlüğe girmesi.
- İkincisi ise bu anlaşmanın uygulanmasının Türk askerinin yurtdışında görevlendirilmesini gerektirmesi halinde ortaya çıkacak anayasal süreç.
- Dolayısıyla şu aşamada “Anlaşma imzalandı, Türkiye artık otomatik olarak asker göndermek zorunda” demek doğru olmaz. Aynı şekilde anlaşmanın nihai hükümleri ve uygulanacak görevin hukuki niteliği görülmeden “Türkiye hiçbir koşulda asker gönderemez” demek de fazla kesin olur.
- Asıl takip edilmesi gereken soru: “Riyad Ankara’dan teknik destek mi isteyecek, yoksa bir aşamada fiilî askerî katkı mı talep edecek?”
PAKİSTAN FAKTÖRÜ NEDEN ÖNEMLİ
Mekke İttifakı’nın üçüncü ayağı Pakistan. Pakistan nükleer silaha sahip. Güçlü bir ordusu var. Suudi Arabistan ile köklü askeri ilişkileri bulunuyor. İran’la sınır komşusu. Çin’le stratejik ilişkisi var. Hindistan’la ise tarihsel rekabet içerisinde. Bu nedenle Pakistan’ın Mekke İttifakı’nda yer alması basit bir diplomatik katılım değil.
Ama Pakistan’ın da önemli bir sorunu var: İran’ı karşısına almadan Suudi Arabistan’ın güvenliğine nasıl katkıda bulunacak? Aslında Ankara ile İslamabad’ın karşı karşıya olduğu stratejik soru birbirine çok benziyor. Caydırıcılık sağlayacaklar ama savaşın içine çekilmeyecekler.
İRAN İÇİN YENİ BİR ÇEVRELENME Mİ
Tahran’ın Mekke İttifakı’nı nasıl okuyacağı bu nedenle çok önemli. İran açısından haritaya bakalım. Batıda Türkiye. Güneyde Suudi Arabistan, doğuda Pakistan.
Bu üç ülkenin giderek kurumsallaşan bir güvenlik yapılanmasında bir araya gelmesi, Tahran’da doğal olarak yakından takip edilecektir.
Ancak buradan otomatik biçimde “İran’a karşı ittifak kuruldu” sonucuna varmak için elimizde yeterli veri yok. Nitekim Ankara’nın açıklamalarında tam tersine savunma ve bölgesel istikrar vurgusu öne çıkıyor. Fidan’ın Suudi Arabistan’a yönelik saldırıların İran ile ABD arasındaki çatışmanın bir parçası haline getirilmemesi gerektiğini söylemesi de Ankara’nın kurmaya çalıştığı dengeyi gösteriyor. Türkiye bir taraftan Riyad’a güvenlik garantisi veren yapının içinde. Diğer taraftan İran’la doğrudan cepheleşmek istemiyor.
DÖRT SENARYO
Bundan sonrası için tek bir gelecek yazmak doğru olmaz.
- Birinci senaryo- Teknik caydırıcılık: Türkiye, Suudi Arabistan’a hava savunması, erken uyarı, radar, elektronik harp, İHA karşı tedbirleri veya istihbarat alanlarında destek verir. Pakistan benzer biçimde savunma desteğine katkıda bulunur. Bu, ittifakın “savunma” karakterini koruyan model olur.
- İkinci senaryo- İttifak aynı zamanda diplomatik mekanizmaya dönüşür: Ankara ve İslamabad, Riyad’a güvenlik desteği verirken Tahran’la iletişim kanallarını kullanır. İran da Husiler üzerindeki etkisini gerilimi sınırlamak için kullanır. Bu durumda Mekke İttifakı yalnızca askeri caydırıcılık değil, kriz yönetimi aracı haline gelebilir.
- Üçüncü senaryo- Büyük bir saldırı dengeyi değiştirir: Husilerin Suudi Arabistan’da kritik enerji altyapısına yönelik ağır bir saldırısı veya yüksek can kaybına yol açan bir operasyonu Riyad’ın daha kapsamlı askeri destek istemesine neden olabilir. İşte o zaman Mekke İttifakı’nın metnindeki ifadeler ilk kez gerçek anlamda test edilir.
- Dördüncü senaryo ise en risklisi- Bölgesel bloklaşma: Mekke İttifakı genişler. İran bunu kendisine karşı bir güvenlik kuşağı olarak algılar. Tahran da kendi ortaklıklarını güçlendirir. İsrail, ABD ve Çin yeni dengeye göre pozisyonlarını yeniden ayarlar.
HARİTAYI BÜYÜTELİM
Çünkü aslında tartıştığımız şey Yemen değil. Kızıldeniz, Babülmendep, Süveyş, Hürmüz. Diğer bir deyişle; enerji güvenliği ve fiyatları, deniz ticaret yolları... Yemen’deki bir çatışmanın ekonomik maliyeti binlerce kilometre uzağa taşınıyor.
ASIL SORU TÜRKİYE İÇİN
Mekke İttifakı, Türkiye’ye önemli bir stratejik alan açıyor. Bu nedenle bundan sonra Yemen’den atılan füzelere bakarken yalnızca nereye düştüğünü izlememek gerekiyor. Riyad’ın Ankara’dan ne isteyeceği, Pakistan’ın nasıl bir sınır çizeceği ve Tahran’ın Mekke İttifakı’nı nasıl okuduğu önem taşıyor.
Çünkü asıl mesele Türkiye’nin, kurulmasına öncülük ettiği yeni güvenlik mimarisinin caydırıcılığından yararlanırken, kendi seçmediği bir savaşın içine çekilmemesini nasıl sağlayacağında... Mekke İttifakı’nın gerçek sınavı da belki tam olarak budur.🙄