MERKEZİN ELİF VE ALICE PROBLEMİ
ALMANYA’daki eyalet seçimleri bir süredir gündemde olan bir tartışmaya cevap niteliğinde.
Önümüzdeki tablo net. Avrupa siyasetinde merkezi partiler eriyor, siyaset uçlara itiliyor.
Bunu Almanya’daki Hristiyan Demokratlar’a üzüldüğüm için söylemiyorum.
Aksine mevcut sorunlara cevap vermekten uzaklaşan Avrupa’daki müesses düzenin siyasi yapılarının nasıl çöktüğünü anlamak için belirtiyorum.
Berlin’de Elif Eralp’in sol partisi Die Linke sandıkta zafer kazanırken eski Doğu Almanya’nın hayaletinin üzerinden yükselen Alice Weidel’in aşırı sağcı AfD’si her yerde güç kazanıyor.
Aslında iki parti de benzer sorunlardan şikayetçi.
Eralp’in seçim kampanyası küçük esnafın işini kaybetmesinin, ekonomik sorunların ve sokakların çöp dağlarına dönmesinin üzerine kuruluydu. Eralp “Merkezi siyaset bunu umursamıyordu” diyor. Taktığı kolyede bile ismi değil “kira tavanı” (Mietendeckel) yazıyor.
Aslında AfD de aynı sorunları dile getiriyor. Ama tek farkla. Onlar bu sorunlara karşı, göçmenlere izin veren ve sıradan vatandaşın ekmeğiyle oynayan “merkezi siyasetçileri” suçluyor.
Çünkü asıl sorun eskisi kadar değer üretemeyen ekonomi.
Bugün bu hikâye Avrupa’nın hemen her yerinde aynı şekilde ilerliyor. İngiltere’de AfD’nin kardeşi sayılabilecek Reform UK, neredeyse aynı cümlelerle şu anda ülkedeki en sevilen parti durumunda. İktidardaki İşçi Partisi’nin bu sorunları çözemeyeceğine kanaat getiren kitleler ise daha soldaki Yeşiller’e yönelmiş vaziyette.
Benzer durum Fransa’dan Hollanda’ya pek çok ülke için de geçerli. Bir yanda merkezi konuma gelen aşırı sağ, diğer tarafta tepkisel oylarla kısmi olarak yükselen yeni sol partiler.
Avrupa’nın mevcut krizi siyasette de kendine bir yol arıyor.
Elif Eralp - Alice Weidel