BM kürsüsünde iki dünya: Yeni düzenin masasında Türkiye nerede?
New York’ta aynı kürsüden iki farklı dünya tarifi yapıldı.
Donald Trump’ın dünyasında merkezde güç vardı. Recep Tayyip Erdoğan’ın dünyasında ise meşruiyet. Biri, uluslararası sistem sonuç üretmediğinde güçlü devletin beklemeyeceğini söyledi. Diğeri, sonuç üretemeyen sistemin artık değişmesi gerektiğini savundu;
- Trump ile Erdoğan farklı cevaplar verse de aynı soruna işaret ettiler. İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan uluslararası düzen ciddi bir işlev ve meşruiyet krizi yaşıyor.
- Türkiye açısından mesele yalnızca Birleşmiş Milletler’in geleceği değil. Mesele aynı zamanda Gazze, İran, Suriye, Rusya- Ukrayna savaşı, enerji ve ticaret yolları. Ve bütün bunların üzerinde giderek sertleşen büyük güç rekabeti.
- Türkiye yeniden şekillenen uluslararası sistemde ne kadar bağımsız hareket edebilecek ve bu hareket alanını ne ölçüde gerçek güce dönüştürebilecek?
TRUMP: KONUŞMADIM, HAREKETE GEÇTİM
Trump, “Başkaları konuşurken ben harekete geçtim” dedi. Bu cümle, Trump’ın uluslararası sisteme bakışını özetleyen bir dış politika anlayışı; Amerikan egemenliği, askeri güç, ulusal çıkar ve gerektiğinde tek taraflı hareket.
Uluslararası ilişkiler teorisi açısından baktığımızda karşımızda belirgin bir realist güç siyaseti var:
- Realizm, uluslararası sistemin üzerinde devletleri mutlak biçimde koruyabilecek bir otorite bulunmadığını kabul eder. Dolayısıyla devletin güvenliğinin nihai garantörü kendi kapasitesidir.
- Trump’ın söyleminden yola çıkarak, Amerika kendi güvenliğini uluslararası sistemin karar alma hızına teslim etmeyecek tespiti yapılabilir.
- Buradaki paradoks çarpıcı. Trump dünyanın en önemli çok taraflı kurumunun kürsüsünde konuştu ama tarif ettiği dünya esas itibarıyla çok taraflı değildi. Devlet, yani Amerikan gücü merkezliydi.