AYNI KRİZ, İKİ FARKLI CEVAP
İşte Trump ile Erdoğan arasındaki esas ayrım burada ortaya çıkıyor. İki lider de mevcut uluslararası mekanizmaların yetersizliğine işaret ediyor. Ama çıkardıkları sonuç farklı. Trump’a göre kurum sonuç üretmiyorsa güçlü devlet harekete geçer. Erdoğan ise “Kurum sonuç üretmiyorsa kurumun yapısını değiştirmek gerekir” yaklaşımında.
Birincisi kapasiteyi öne çıkarıyor. İkincisi meşruiyeti. Kurallar mı gücü sınırlayacak, yoksa güç mü yeni kuralları belirleyecek? 21’inci yüzyılın uluslararası sistem tartışmasının merkezinde bu soru var.
MOSKOVA’DAN GELEN CEVAP NEDEN ÖNEMLİ?
Erdoğan’ın konuşmasının ardından Moskova’dan gelen tepki bu tartışmayı teoriden pratiğe taşıdı. Kremlin, Güvenlik Konseyi’nin reforme edilmesi ve yeni daimi üyelerle genişletilmesi fikrine destek verdi. Ama veto hakkının kaldırılmasına karşı çıktı. Bu da başka bir paradoks:
- Veto yalnızca teknik bir karar alma yöntemi değil. 1945’teki güç dağılımının bugünkü uluslararası sistemde devam eden en önemli kurumsal ayrıcalıklarından biri.
- Dolayısıyla Erdoğan beş daimi üyenin ayrıcalığını sorguladığında yalnızca BM’nin çalışma yöntemini tartışmıyor. Gücün nasıl dağıtıldığını tartışmaya açıyor.
- Rusya’nın cevabı da bu nedenle şaşırtıcı değil. Çünkü uluslararası sistemin reform edilmesini istemek başka, reform sonucunda sahip olduğunuz ayrıcalıktan vazgeçmek başka.
- Sistemi değiştirebilecek güce sahip devletler, aynı zamanda mevcut sistemden en büyük ayrıcalığı elde eden devletler.
- Peki “Dünya beşten büyük” ise bu daha büyük dünyanın karar mekanizması nasıl kurulacak? Ve bugünkü beş güç, sahip oldukları ayrıcalığı paylaşmaya ne ölçüde hazır?🤫