Sinem Özler’in mutfağında hiçbir malzeme isimsiz değil
“Yemekte milliyetçiyim” diyen şef Sinem Özler için bir yemek, mutfağa girmeden çok önce başlıyor. Bir biberin, pirincin, Anadolu’nun bir köyünde kuşaktan kuşakta aktarılan bir tarifin izini sürüyor. Onu yapan insanı dinliyor, öğrendiklerini restoranının sofrasına taşıyor. İstiyor ki ağırladığı misafirler de dünyanın en önemli şefleri de tattıkları her lokmada ürünün yetiştiği toprağın, tarifi bugüne taşıyan ellerin izini bulsun.
Öğle servisine az zaman kalmış. Açık mutfakta biri sebze doğruyor, biri keşkek dövüyor. Herkesin acelesi var ama kimse telaşlı görünmüyor. Mutfak kendi ‘gürültüsü’ içinde gayet iyi çalışıyor.
Sinem Özler’i Instagram’dan takip ediyorsanız bu tempoya zaten aşinasınızdır. Ben kısa film tadındaki story’lerini izlemeye bayılıyorum. Bir kere sabah yedi sularında dükkanı açıyor. Bir bakıyorsunuz mutfakta, bir bakıyorsunuz tarlada elleriyle ürün topluyor, üreticisini anlatıyor. Tariflerini de saklamıyor; neyi nasıl yaptığını anlatıyor. Onu izlerken aklım çoğu zaman tabaktaki yemekten önce o yemeğin nereden geldiğine takılıyor. Hangi malzemeleri kullanmış, kimden öğrenmiş, bize neyi hatırlatmaya çalışıyor?
Bugün bir şefi gerçekten önemli yapan iyi yemek pişirmesi değil yalnızca. Bazen hangi tarifin peşine düştüğü, hangi ürünü görünür kıldığı, mutfağımıza nasıl bir hafıza bıraktığı çok daha belirleyici oluyor. Sinem Şef’i bugünün gastronomi dünyasında ayrı bir yere koyan biraz da bunlar bence.👍