YÖNETİM KURULU ARTIK KARTVİZİT MESELESİ DEĞİL
DOSYA önce fonlara, sonra şirketlere, sonra para hareketlerine, şimdi de doğrudan yönetim kurullarına ulaştı.
Bunun sermaye piyasalarında kalıcı bir yan etkisi olabilir.
Yönetim kurulu üyeliğinin anlamı değişebilir.
Türkiye’de yıllarca bağımsız yönetim kurulu üyeliği biraz prestij, network, itibar pozisyonu gibi algılandı.
Fon dosyası yeni bir soruyu gündeme getiriyor.
Bir şirketin yönetim kurulundaysanız, bilmediğiniz şeylerden ne ölçüde sorumlusunuz?
Bunun hukuki cevabı dosyadan dosyaya değişir.
Ama kurumsal yönetim açısından sonuç şimdiden belli.
Yönetim kuruluna oturmak artık yalnız kartvizite isim eklemek olmayacak.
450 BİN KİŞİ TEK TEK KAPI ÇALMASIN
TASFİYE kapsamındaki 131 fonda 455 bin 758 farklı yatırımcının payı bulunduğu söyleniyor.
Bana da çok sayıda soru geliyor. “Ne yapmalıyız?” diye.
Bazı yatırımcıların şimdiden avukatlara başvurup dilekçeler hazırlamaya çalıştığını görüyorum.
Oysa böylesine kitlesel bir meselede çözüm, yüz binlerce insanı tek tek kapılara göndermek olmamalı.
Hak sahipliği, ödeme takvimi, itiraz yolu ve tasfiye sonucunda yatırımcıya düşecek tutarın nasıl hesaplanacağı açık, merkezi ve herkes için aynı şekilde işleyen bir mekanizmayla anlatılmalı.
Yatırımcı parasının ne zaman ve hangi yöntemle kendisine ulaşacağını görebilmeli.
Çünkü 455 bin insanın ayrı ayrı dilekçe yazdığı bir sistem yalnız yatırımcıyı yormaz.
Kurumu da, yargıyı da, sistemi de yorar.
Bu krizden çıkarılacak derslerden biri de belki budur.
Devletin gücü, vatandaşın hakkını aramasına imkân vermek kadar, hakkını aramak için 455 bin ayrı kapıyı çalmak zorunda bırakmamaktır.