Siz hiç ölen bir şair gördünüz mü?
Renkler de notalar gibidir, ışık saçmayan bir ezgi düşünemezsin ya, öyle…
Soluk bir ay dolanıyorkentin üstünde her geceHer gece bilge bir gezgin tavrıyla adımlıyor yolunu
‘İlk aşkım ilk heyecan’ gibi
İlk yan yana oluşumuz
Yüzünü bile seçemeden
80’lerin kaset albümlerinin birine tutunmuştuk; (nereden ve nasıl geleceğini bilemeden) çığlık çığlığa savrulduk bir aşka…
Güz yanığı bir durgun
sessizlikle örtülü
herşey
ve yırtılmış bir tül gibi
savrulup duruyor zaman
Bakabilir miyim demişti
Dinleyebilir miyim?
Anladım:
Durdu zaman…
Suların sesini dinle şimdi
ormanın fısı
ldayışlarını
usulca yarılıyor dağların göğsü
bir aşkı dinlendirmek için
Usul usul gelişti her şey
Kader ne kadar da sessiz ve sakin…
Ve gözleri uzak yamaçlarda aranıp dururken bir şeyleri sessiz ve sakin beklemekte bekledikçe bileylenen yürek
Döndüm ona sonra
Ve baktı;
Kim olduğum hakkında
Hiç bir fikri yoktu…
Belli ki dağların, denizlerin
ve göllerin üzerinden
sıyrılıp gelmektedir seher
Belli ki yakındır
doğ
ayı ve hayatı sarsacak saat *
Yakındı ya…
Ve sıyrılıp geldi işte
Hiç tanımıyordum:
Özlemiştim çok
Adını pembe koydum…
Eyvallah.
*Grup Yorum’un ilk albümüydü ‘Sıyrılıp Gelen’… Üniversitenin ilk aylarında almış ve daha kasetin jelatinini bile açamadan, amfide sıranın üstüne bıraktığımda, elimi daha çekmeden bir el uzanıp kapmıştı çoktan…
Dinleyebilir miyim demiştir herhalde. Daha ben dinlememiştim.
Aldı bir anda ve kayboldu bir hafta kadar; sonraki kırk yıl, bir daha o kadar uzaklaşamayacaktı benden.
Biricik eşim ‘pembe kız’ Burcu’yla, bir Ahmet Telli şiirinde buluştu varımız, yoğumuz; hayat olduk birbirimize…
Bugün o büyük şair göçtü bilinmezliğe. Öldü diyorlar da kim inanır?
Siz hiç ölen bir şair gördünüz mü?