Caretta üzerinden insanlık
Bazen dünyaya nasıl baktığımızı anlamak için bir kaplumbağaya nasıl davrandığımıza bakmak yeterli.
Geçtiğimiz günlerde Umman’dan gelen görüntüler bunu düşündürdü bana.
Bir fitness influencer’ının deniz kaplumbağalarının en önemli yuvalama bölgelerinden birinde koruma altındaki bir caretta caretta’nın üzerine çıkıp oturduğu görüntüler büyük tepki çekti. Üstelik kaplumbağa o sırada yuvalama sürecinde
Sonrasında influencer kuralları bilmediğini ve hayvana zarar vermek istemediğini söyleyerek özür dilemiş. Ama benim takıldığım yer tam da burası.
Bir deniz kaplumbağasının üzerine oturmamak için gerçekten bir tabela görmeye ihtiyacımız mı var? Neyse ki aynı günlerde Türkiye’den çok güzel şeyler yaşandı.
Antalya’da yapılacak COP31 Küresel İklim Zirvesi’nin “Küresel Dijital Dönüşüm ve Teknoloji” destekçisi olan Türk Telekom’un gönüllüleri, caretta caretta’ların yaşam döngüsüne destek olmak amacıyla sahadaydı.
Yavruların güvenli biçimde denize ulaşabilmesi için yürütülen çalışmalara katıldılar.
Bir tarafta kaplumbağanın üzerine oturan insan...
Diğer tarafta küçücük bir kaplumbağanın denize ulaşabilmesi için yolunu açan insan... Doğayı korumak bazen sadece geri çekilmeyi bilmek demek.
Bir yavrunun denize giden yolundan çekilmek. Yuvasındaki hayvanı rahat bırakmak... Fotoğraf uğruna dokunmamak...
“Ben buradayım” demek yerine, “Burası senin alanın” diyebilmek.
COP31’de elbette teknoloji konuşacağız, dijital dönüşümü konuşacağız, iklim krizini konuşacağız.
Ama bütün bunların merkezinde hâlâ çok basit bir soru duruyor: İnsan, dünyadaki diğer canlılarla birlikte yaşamayı öğrenebilecek mi?
Çünkü bu gezegen yalnızca bizim değil.
Ve belki de sürdürülebilirliğin en sade tanımı şu; bir kaplumbağayı gördüğümüzde üzerine çıkmak yerine, onun önünden çekilmeyi öğrenmek.