Benim için Altın Koza biraz da Adana’nın kendisine tuttuğu ışıktan kozasıdır. Şehir o ışığın altında yalnızca filmleri değil, kendi yüzünü de görüyor. Ve o yüzde; geçmişi, bugünü, yarını, insanı ve bitmeyen hikâyeleri görüyoruz. Perde kapanıyor. Salonlar yavaş yavaş boşalıyor. Işıklar sönüyor. Ama Adana’nın hikâyesi karanlıkta kalmıyor. Çünkü burada sinema yalnızca salonda yaşanmıyor. Sokakta, hafızada, insanın yüreğinde ve hayatın kendisinde yaşamaya devam ediyor. Belki de Altın Koza’nın asıl büyüsü burada saklıdır: Bir film biter, alkışlar diner, ödüller sahiplerini bulur, festival sona erer. Fakat geriye yalnızca bir program, bir katalog ya da birkaç fotoğraf kalmaz. Geriye, bir şehrin kalbine bırakılmış ışık kalır. O ışık, yıllar sonra bile bir sahneyi yeniden aydınlatır; unutuldu sanılan bir yüzü, bir cümleyi, bir duyguyu yeniden çağırır. Çünkü sinema, zamanı durdurmaz yalnızca. Zamanın içinden geçerek hafızaya dönüşür. Altın Koza da Adana’nın hafızasında her yıl yeniden kurulan büyük bir perdedir. O perdede yalnızca filmler gösterilmez. Bir şehrin geçmişi görünür, bugünü konuşur, geleceği düşlenir. Ve perde her kapandığında, aslında başka bir hikâyenin ilk cümlesi yazılır.😉