İnce, dengeli ve gündelik
Aslında Sera’nın çıkış noktası tam burada. Sabiha yıllardır kadeh seçerken yalnızca içeceğin içinde nasıl davrandığına değil; garsonun onu nasıl taşıdığına, elde nasıl tutulduğuna, masada ne kadar yer kapladığına da bakmış. NUDE’un cam ve üretim bilgisiyle onun sahadaki deneyimi birleşince ortaya tasarım açısından oldukça zor bir hedef çıkmış: İnce ama tedirgin etmeyen, hafif ama dengesiz olmayan, zarif ama gündelik hayatta gerçekten kullanılabilecek bir kadeh.
İyi kadeh için Sabiha’nın ilk baktığı yer ağız kenarı. Düzgün mü? İnceliği her noktada eşit mi? Dudağa geldiğinde camı ne kadar hissediyorsunuz? İnce bir ağız kenarından içmek daha rahat geliyor ona. Ama burada bugünlerde çok sık karşılaştığımız ‘ne kadar ince, o kadar iyi’ fikrine de mesafeli. Bir kadeh çok hafif olabilir ama elinizde dengesiz durabilir. Çok ince olabilir ama her kaldırdığınızda kırılacakmış hissi yaratabilir. Güzel olabilir ama kullanırken sürekli düşündürebilir. Ve tam bu noktada tasarım başarısız olmaya başlıyor.
Sabiha’nın iyi kadeh tanımı aslında çok hoş: Masaya koyduğunuzda fark edeceksiniz, kullanırken unutacaksınız.
Burada merak edip bilimsel araştırmalara da baktım. Çünkü kadeh dünyasının yıllardır bize anlattığı ‘Şekil aromayı değiştirir’ meselesinin ne kadarı bilim, ne kadarı pazarlama? Cevap ilginç: Form gerçekten fark yaratabiliyor. 2003’te Appetite dergisinde yayımlanan ve 181 kişinin katıldığı bir araştırmada farklı biçimlerdeki kadehler karşılaştırılmış. Katılımcıların aynı içeceğin kokusuna ilişkin değerlendirmelerinin kadehin biçimine göre değiştiği görülmüş. Daha da ilginci 2015’te Japon araştırmacıların yaptığı deney. ‘Sniffer-camera’ adını verdikleri bir sistemle kadehten yükselen etanol buharını görüntülemişler. Farklı kadeh geometrilerinde buharın dağılımının farklılaştığını görmüşler.
Sihirli bir değişim yok...
Yani kadeh içeceği sihirli biçimde başka bir şeye dönüştürmüyor. Ama çanağın biçimi ve ağız açıklığı, burnumuzun karşılaştığı uçucu bileşenlerin ortamını ve dolayısıyla algımızı etkileyebiliyor. Sabiha’nın bu konudaki yaklaşımını sevdim çünkü iddialı vaatlerden özellikle kaçınıyor: “Kadehi değiştirince içindeki bambaşka oldu demeyi doğru bulmuyorum.”
Sera’nın bence asıl güncel tarafı burada başlıyor. Yıllarca bize her içecek, hatta farklı şarap stilleri için başka bir kadeh gerektiği anlatıldı. Sabiha tersine, az sayıda iyi formun mümkün olduğunca fazla işi çözmesini istemiş. Bu nedenle koleksiyonda yalnızca üç parça var. Ve Sera’nın fikri ‘şu bardak yalnızca şunun içindir’ katılığından uzaklaşmak. Bence bugünün sofrasına uygun tarafı da bu. Malum saklama alanları artık kısıtlı, dolapları onlarca farklı kadehle doldurmak yerine, iyi tasarlanmış birkaç parçayla güzel bir masa kurabilmek önemli.
Sabiha’ya 30 yıllık deneyimin ardından kusursuz kadehin ne olduğunu sorduğumda teknik bir cevap bekliyordum. Çapından, incelikten ya da ağırlıktan söz edeceğini düşündüm. Çok daha basit bir ölçüsü varmış: “Dolabı açtığımda seçenekler arasından elim ona gidiyorsa, doğru kadeh odur.”
Bir kadehin arkasında milimetreler, oranlar, üretim teknolojisi, yılların servis deneyimi olabilir. Ama sonunda kullanıcı için soru çok daha basit: Güzel mi? Elimde iyi hissettiriyor mu? Masamda rahat mı? Tekrar kullanmak istiyor muyum?
Dördüne de evet diyorsanız, gerisini bilmeniz gerekmiyor...