UÇUŞAN KUMAŞLAR İNCELİKLİ KESİMLER
Chloé’de Chemena Kamali’nin İlkbahar/Yaz 2027 koleksiyonu, fisto işlemeleri, dantel detayları ve hareketli elbiseleriyle başka bir duyguya açılıyor. Burada ilgimi çeken, hafifliğin nasıl kurulduğu. Bir elbisenin rahat görünmesi, üzerinde az çalışıldığı anlamına gelmez. Tam tersine, kumaşın nereden döküleceği, hangi noktada hacim kazanacağı ve bedenden nasıl uzaklaşacağı dikkatli kararlar ister. Feminenliği de tek bir kalıba sıkıştırmamak gerekiyor. Bazen beli vurgulayan bir kesimde buluruz onu. Bazen yürürken hareketlenen bir etekte. Bazen de bedeni sıkmadan takip eden yumuşak bir kumaşta. Benim için rahatlıkla özenin bir arada olması, bir kıyafetin en kıymetli özelliklerinden biri. Sabah giydiğimiz bir parçanın gün boyunca bizimle hareket edebilmesi, otururken, yürürken, çalışırken aynı doğallığı koruması önemli. Güzel görünmek kadar, kıyafetin içinde kendimiz gibi kalabilmek de değerli.
DOKUDAN GELEN GÜÇ
Hermès’in kadın koleksiyonlarının başındaki Nadège Vanhée, bu sezon açık örgüler, hafif dokular ve deri üzerindeki ince işçilikle dikkat çekiyor. Bir tasarımcı olarak burada beni en çok etkileyen, kumaş seçimi oluyor. Derinin her zaman ağır, örgünün her zaman kalın görünmek zorunda olmadığını hatırlatan parçalar bunlar. Dokunun alıştığımız karakteri, işlenme biçimiyle değişebiliyor. Bir kıyafeti değerli kılan şey de bazen ilk bakışta fark edilmiyor. Yaklaştığınızda gördüğünüz bir birleşim, düzgün bir kenar, düşünülmüş bir bitiş... Kendi tasarımlarımda da önemsediğim bu. Kıyafet, fotoğrafta bıraktığı etkinin devamını üzerinde de sunabilmeli. Askıda güzel durması tek başına yeterli değil. Tene değdiğinde verdiği his, dikişlerin düzgünlüğü ve hareket ederken koruduğu form da tasarımın bir parçası. Ben kaliteyi biraz da bu sessiz ayrıntılarda arıyorum.
TASARIM PODYUMDAN SONRA BAŞLAR
Loewe’de yaratıcı yönetimi Jack McCollough ve Lazaro Hernandez paylaşıyor. Markanın deri işçiliğiyle kurduğu ilişkiye, renk ve form üzerinden kendi yorumlarını katıyorlar. İki tasarımcının bakışının ortak bir çizgide buluşması, koleksiyona bir incelik katıyor. Çünkü tasarım, yalnızca güzel fikirler üretmek değildir. Seçmek, elemek, yeniden denemek ve sonunda hangi fikrin koleksiyona ait olduğuna karar vermektir. Loewe’nin bu dönemini izlerken merakım, güçlü tasarım fikrinin gündelik hayatla nerede buluştuğu. Heyecan verici bir parça, gardırobumuzda nasıl bir yer bulacak? Onu yalnızca görmek mi isteyeceğiz, giymek de isteyecek miyiz?
CEREN CAN’IN SEZON NOTU
PARİS’e bakarken bütün markaları aynı ölçüyle değerlendirmiyorum. Birinde kalıp, diğerinde kumaş, bir başkasında renk ilişkisi beni durduruyor. Hepsi farklı duygular uyandırıyor. Okura önerim de bu; beğendiğiniz bir görünümün sizi neden etkilediğini düşünün. Belki ihtiyacınız olan, o görünümdeki her parçayı edinmek değildir. Belki daha rahat bir omuz çizgisi, farklı bir renk birlikteliği ya da daha iyi seçilmiş bir kumaştır. Markanın adını bilmek bir başlangıç. O kıyafetin arkasındaki düşünceyi görmek ise modaya bakışımızı zenginleştiriyor. Peki bir markanın imzasını kim atar? Geçmişi ona bir dil verir. Tasarımcı, o dille yeni cümleler kurar. Kıyafeti giyen kadın ise kendi hayatını, duruşunu ve zevkini ekler. Çünkü bir tasarımın hikâyesi, podyumdan indikten sonra onu seçen kadının gündelik yaşamında bir anlam kazanarak sürer. Bence son imza, tam da o kıyafetin içinde kendimiz gibi hissettiğimiz anda atılır.