Söyleyene “büyük âşık”, o aşka da “gerçek aşk!” payesi veriyoruz hemen.
Ama insanın sevgisini anlatma becerisiyle sevme becerisi her zaman aynı olmuyor.
Bazen iki güzel cümleye öyle kapılıyoruz ki gündelik hayata bakmayı unutuyoruz.
Yanında mı?
Yükünü paylaşıyor mu?
Verdiği küçücük sözleri tutuyor mu?
Bunlar pek manşet olmuyor tabii.
“Mezarda bile birlikteyiz” daha etkileyici geliyor.
Oysa ömürlük yemin etmek bir cümle, her gün birbirine iyi gelmek ise emek istiyor.
Bunu genel anlamda söyledim. Karakaş ile Ay’ın birbirlerine nasıl bir eş olduklarını bilemeyiz.
Ama bu haber, böylesi büyük sözlere nasıl da kolay kapıldığımızı hatırlattı bana.
Keşke aşkı tanımlarken geleceğe bu kadar büyük yeminler etmesek...
Zira “onu çok sevdim” demek de az bir şey değil.🤨
DÜNYA ALKIŞLIYOR, O SESSİZLİĞİ DİNLEYECEK
Ben olsam ne yapardım, bilmiyorum.
Nobel kazanmışım!
Muhtemelen çayımı püskürtür, heyecandan kimi arayacağımı şaşırır, sonra da muhtemelen on kişiye falan bıkmadan aynı şeyleri anlatırdım.
Anne Carson ise ormana gitmek istiyormuş.
Eşiyle yürüyüşe...
Sessizliği dinlemeye...
Her güzel haberin hemen bir sosyal medya paylaşımına, her başarının bir gösteriye dönüştüğü şu zamanda, Anne Carson’ın Nobel’i kutlama planı bana çok iyi geldi.
2026 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi, 76 yaşındaki Kanadalı şair ve çevirmen Carson, haberi Reykjavík’teki evinde almış.
Mutfakta çay içiyor, kraker yiyor ve dergi okuyormuş. Sonra yerin süpürülmesi gerektiğini
fark edip kalkmış.
O sırada telefonlar çalmaya başlamış. Sıklıkla yaptığı gibi telefonu meşgule atmış.
Fakat eşi, bu haberi alacaklarını tahmin ettiği için, arayan numarayı geri aramasını sağlamış.
Mutlu haberi aldığına şaşırmış Carson. İlk tepkisi biraz mizahi: “Bence hepiniz delisiniz.”
Telefondaki ses soruyor: Peki nasıl kutlayacaksınız?
Telefonlara cevap vermemek için eşiyle ormanda yürüyüşe çıkacaklarını söylüyor.
Sessizliği dinleyeceklermiş.
Beni en çok bu
etkiledi işte.
Çünkü artık güzel bir şey yaşadığımızda, daha tadına varmadan nasıl anlatacağımızı düşünmeye başlıyoruz.
Fotoğrafını, videosunu çekiyor, paylaşıyoruz.
Sonra tebrikler geliyor, onlara cevap veriyoruz.
Ama tüm bunların arasında bazen o ilk sevincin yanından
geçip gidiyoruz.
Carson ise böylesine büyük bir günü kendisine ve eşini ayırmak istiyor.
Bu da bana şunu hatırlatıyor:
Hayatımızın en güzel anlarını herkesle paylaşabiliriz elbette.
Ama keşke önce biraz kendimiz yaşayabilsek...