ARTIK DAHA AZ HASTAYA KEMOTERAPİ UYGULANIYOR
Gelelim benim kulaklarımı diken eden soruya:
Her hastaya kemoterapi gerekiyor mu?
Amerikan Klinik Onkoloji Derneği’nin bu yıl Chicago’daki -ben de yerinde takip ettim- toplantısında açıklanan OPTIMA çalışması İstanbul’da da gündemdeydi.
Çalışmaya, ameliyat edilmiş, hormona duyarlı ve HER2 negatif meme kanseri bulunan, 40 yaş ve üzerindeki 4 bin 429 hasta katıldı. Bu hastalara “prosigna” isimli gen testi uygulandı. Amaç, tedavi kararını hastanın ve tümörün özelliklerine göre verebilmekti.
Testin sonucuna göre, “düşük riskli” hastalara kemoterapi uygulanmadı, yalnız hormon tedavisi verildi. 5 yıl sonunda grubun kansersiz yaşam oranı yüzde 93.7 oldu. Hormon tedavisi ile kemoterapiyi birlikte alan hastalarda ise bu oran yüzde 94.9’du.
Yani neredeyse arada hiç fark yoktu! Bu bulgular, seçilmiş hastalarda kemoterapiden kaçınmanın mümkün olabileceğini gösterdi. Peki Türkiye’de bu testi yaptırmak mümkün mü?
Prof. Dr. Yeşim Eralp, “Evet” diyor, şöyle devam ediyor:
“Bu tür testler sayesinde artık daha az hasta kemoterapi alıyor. Kişiselleştirilmiş tedavilerin bir parçası bu. Tabii burada iki kelimenin altını çizelim: ‘Seçilmiş hastalar.’ Yani bu sonuç, herkesin kemoterapiyi bırakabileceği anlamına gelmez. Yeni çalışmalar bunlar, takip süresi biraz daha olgunlaşmalı. Türk hekimler olarak her bilimsel çalışmanın peşinde ve hatta içindeyiz. Kanser tedavisinde umut hep var.”
KORKU YÜZÜNDEN GEÇ KALMAYIN
“Mamografinin yaydığı radyasyon daha çok hasta eder.”
“Tümöre bıçak değmez.”
Bazen bir tetkiki, bazen bir muayeneyi erteletecek kadar etkili bu sözler. Doğruluk payı var mı peki? Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Özlem Sönmez’e sordum. Yanıtı net:
“Bilimsel olarak bu korkuların hiçbir karşılığı yok. Bu korkuyu besleyen açıklamaları bazen ‘popüler’ olma gayreti içindeki bazı hekimlerden de duyuyoruz. Oysa mamografide radyasyon çok düşüktür. Bir uçak yolculuğunda aldığınız radyasyona eş değer düzeydedir. Günümüzde gelişen teknoloji ile tümörün vücuttaki yerleşimi, kritik yapılarla olan ilişkisi, lenf bezleri ve vücudun diğer alanlarına yayılımı ile ilgili çok daha ayrıntılı bilgiye sahibiz. Hangi hastanın cerrahi tedaviden yarar göreceğini artık daha iyi biliyoruz. ‘Kansere bıçak değerse yayılır’ gibi söylemler doğru değil.”
Bir hatırlatması da erkeklere:
“Her 100 meme kanseri vakasından biri erkeklerde görülüyor. Dolayısıyla herkesin bu konuda bilgi sahibi olması şart.”
BİLGİ SALONDA KALMADI HALKLA BULUŞTU
Bence toplantının en önemli kısmı Pembe İzler Kadın Kanserleri Derneği tarafından yürütülen halk günüydü.
Hastalar, tedavideki yenilikleri, umut veren gelişmeleri- dünyanın dört bir yanından gelen bilim insanlarının ağzından doğrudan duydu. Dernek Başkanı Seral Çelik, “Bu yönüyle, dünyadaki diğer bilimsel konferanslara da öncülük ettik” diyor.
Ne kıymetli!🤫