KARADENİZ’İN TAMAMI SAVAŞ RİSKLİ BÖLGE: ‘HER GEMİ GİREMEZ MONTRÖ KORUR’
Karadeniz’de gemi vurulması, batırılması ya da İHA saldırısı son dönemde sıklıkla basında yer alan haberlerden biri oldu. Bu durum pek çok kişi tarafından ‘karşılık verilmesi gereken bir saldırı’ diye yorumlansa da, durum göründüğünden çok farklıydı. Bir kere ‘Montrö’ devreye giriyor ve Türkiye’ye silah bile kullanmadan güvenlik garantisi vadediyordu. Ancak silah yoksa silaha karşı nasıl savunulabilirdi? Deniz Güler bu konuya ilişkin, “Karadeniz'de deniz bir anda savaş ve çatışma, denize taşmaya başladı. Denizdeki varlıklara saldırmaya başladılar. Buradaki hedef tankerlerle tabii ki dökme yük gemileri, kuru yük gemileriydi. Yani tahıl taşımaya yarayan gemiler. Tankerler de petrol ve bütün yükün taşınmasına destek olan gemiler. Daha çok bunlara saldırılar başladı. Daha önce de Türkiye'ye ile bağlantılı, işletmesini Türk bir Şirketin yaptığı, ya da ticaretini Türk şirketinin yaptığı, Türk sahipli bir gemiye saldırı oldu. Türk deniz yetki alanlarına çok yakın, neredeyse 15 deniz mili mesafede boğaz açıklarında bir saldırı gerçekleşti. Neredeyse boğazın giriş noktası, buraya yaklaşma suları diyoruz. Sinop açıklarında saldırı gerçekleşti. Deniz yetki alanlarında saldırı gerçekleşiyordu ve Türkiye gerekli uyarıları yapıyordu Dışişleri Bakanlığı kanalıyla. Ancak 5 ile 7 Ekim'e gelince durum değişti. Çünkü 3 günde 3 Türk bayraklı gemi saldırıya uğradı ve bu gemilerden 2’si battı. Bu çok ciddi bir tırmanma sinyalidir” diye konuştu. Karadeniz’de 4 yılı aşkın süredir devam eden savaşta kimse geri adım atmadığı gibi, geçen sürede etki alanı genişlemişti. Ayrıca bu etki alanları 5-7 Ekim’den sonra Karadeniz’e kıyısı olan ülkelerin egemenlik alanlarına yapılan saldırılarla, çok daha ciddi önlemler alınması gereken bir sorunu getirebilirdi: Savaş! Yani artık Karadeniz’de tahıl koridoru ya da büyük ticaret hamleleri değil, savaş riski konuşuluyordu. Deniz Güler 5-7 Ekim’de değişen dengeleri şöyle açıkladı:
“Şunun ayrımına varmamız gerekiyor: 2022 Karadeniz konjonktürüyle 2026 Karadeniz konjonktürü aynı değil. Dolayısıyla bugün Karadeniz'de Türkiye tarafından ele alınması gereken esas konu tahıl koridoru ya da güvenli bir ticareti rotası değil. Bu ikinci başlık haline geldi. Çünkü 5 ile 7 Ekim tırmanması, Bulgaristan ve Romanya'nın münhasır ekonomik bölgelerini de işin içine katan Karadeniz'in tamamının savaş riski bölge haline geldiği bir konjonktüre çevirdi burayı. Çünkü 5 ile 7 Ekim tırmanması Bulgaristan ve Romanya Münhasır Ekonomik Bölgelerini de işin içine katan, kıyılara 17-18 deniz mili mesafede saldırılarla Karadeniz’in tamamını savaş riskli bölge haline getirdi. Ukrayna ile Rusya arasındaki deniz hedeflerine saldırı coğrafyası o kadar çok genişledi ki, Baltık Denizi'nde ve Buga Limanı'ndan tutun (Rusların ana petrol ihraç limanlarından) Karadeniz'in neredeyse tamamında Gürcistan da dahil olmak üzere bütün ülkelerin deniz etki alanlarında saldırılar gerçekleşti. Moskova'nın derinliklerine atış yapan petrol veya rafineri tesislerini, petrol üretim altyapısını vurmak için Baltık denizi, Moskova, güneybatısında Karadeniz ve İstanbul Boğazı, güneydoğusunda Hazar Denizi'ne kadar uzanan devasa bir çemberde gerçekleşiyor saldırılar. Dolayısıyla Karadeniz’in tamamı artık savaş riskli bir yer haline geldi. Lloyd's Market Association ile International Underwriting Association ortaklığında hayata geçirilen Joint War Committee (JWC) 16 Eylül 2026 tarihinde JWLA-035 kodlu belgeyi yayınladı. Komite bu belgeyi savaş riskli coğrafi alanı belirlemek amacıyla deniz sigortacılığı ve reasürans piyasasında uluslararası bir referans oluşturmak için hazırlıyor. Neredeyse Karadeniz'in tamamını savaş riskli bölge ilan ettiler. Sadece Gürcistan, Türkiye, Bulgaristan ve Romanya'nın karasularını dışarıda bıraktılar. Yani doğrudan devletlerin egemenlik alanlarını dışarıda bıraktılar. Bu taşımacılığı, navlunu ve deniz sigorta primlerini yükseltiyor. Bu Türkiye'nin doğrudan ulusal güvenlik tehdidi olarak tanımlaması gereken bir konu haline geldi. 5-7 Ekim tırmanması tehlikeli bir tırmanma. Peki Türkiye'nin nelere dikkat etmeli?”🤫