Saint Tropez’ye çekildi.
Gürültüden, setlerden, kameralardan uzağa kendi seçtiği bir yalnızlığa.
Ama bu bir kaçış değildi.
Bu başka bir hayatın başlangıcıydı.
İkinci kariyeri başladı orada.
Hayvan hakları için.
Yavru fokların peşine Kuzey Kutbu’na gitti.
Laboratuvarlara, deneylere, avlara karşı çıktı.
Devlet başkanlarına mektup yazdı; Bill Clinton’a bile.
Şöhretini, kendisi için değil, sesi olmayanlar için kullandı.
Belki de ilk kez gerçekten işe yarar bir şöhret kullandı.
“Geçmişteki şöhretim umurumda değil” derken bunu kastediyordu.
Acı çeken bir hayvanın yanında, ikon olmanın hiçbir anlamı yoktu ona göre.
Brigitte Bardot bize şunu hatırlattı:
İkon olmak bir kader değil.
Bir roldür.
İstenirse bırakılır.
Bazen en büyük cesaret, vazgeçebilmek...🤨