Gezegenimiz ve biz
Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Genel Sekreteri Simon Stiell, 10 Kasım-21 Kasım 2025 tarihleri arasında Brezilya’da düzenlenen COP 30’un kapanış toplantısında yaptığı konuşmada şöyle demişti:
“Bu COP’ın fırtınalı siyasi sularda gerçekleşeceğini biliyorduk. İnkâr, bölünme, jeopolitik, bu yıl uluslararası iş birliğine ağır darbe vurdu. Ancak iklim iş birliğinin canlı ve güçlü olduğunu, insanlığı yaşanabilir bir gezegen için mücadelede tuttuğunu ve 1.5 C derecelik hedefi ulaşılabilir kılma konusunda kararlı olduğunu gösterdi. Kazandığımızı söyleyemem ama mücadelemiz devam ediyor. Uluslar Belem’de dayanışmayı, bilimi ve ekonomik sağduyuyu seçtiler.”
Ama maalesef böylesi toplantılarda söylenen sözler, birlik mesajları gerçeği değiştirmiyor.
Hafta sonunda The Guardian’da yayımlanan, yardım kuruluşu Oxfam’ın toplumsal eşitlik perspektifli ‘adil pay’ araştırmasına göre, 2026’nın ilk 10 gününde dünyanın en zengin yüzde 1’i tüm insanlığın adil karbon payını, yüzde 0.1’lik en zengin kesim ise sadece 3 günde kendi yıllık payını tüketmiş.
Oxfam’a göre en zenginler orantısız güç ve etkiye sahip ve aynı zamanda en kirletici endüstrilere yatırım yapıyorlar. Oysa 2015’te Paris Anlaşması’yla belirlenen 1.5 derece üstünde olmaması gereken küresel ısınma sınırları içinde kalmak için dünya nüfusunun en zengin yüzde 1’inin 2030 yılına dek emisyonlarını yüzde 97 oranında azaltması gerekiyordu.