Tuşların efendisi...
‘Chopin, Chopin!’ ünlü piyano virtüözü Frédéric Chopin’in hayatından kimi kesitleri aktarıyor. Michal Kwieciński imzalı yapım sanatçının tüberküloza yakalandıktan sonra müziğe sığınmasını anlatıyor. Ana karakterini Leh aktör Eryk Kulm’un canlandırdığı çalışma, yaklaşık 17 milyon dolarlık bütçesiyle Polonya sinema tarihinin en pahalı ikinci filmi olmuş.
Paris, 1830’lar... Ülkesi Polonya’dan ayrılarak Fransa’ya yerleşen ve ününün doruklarında genç bir müzisyen olan Frédéric Chopin için her şey en azından kâğıt üzerinde iyi gitmektedir. En yakın arkadaşı Franz Liszt’le zenginler için konser partilerine katılıp tatminkâr ücretler almakta, dersler vermekte, âlemlerde boy göstermektedir. Hem kadınların gözdesidir hem de Kral Louis Philippe’in en sevdiği sanatçılar arasındadır.
Bu hızlı hayat koşusu içinde güzel günlerin ve anların tadını çıkarırken sık sık öksürmesi, bazen kan tükürmesi bir şeylerin yolunda gitmeyeceğinin ilk sinyalleridir. Yakın arkadaşı onu zorla işinin ehli bir doktora götürür ve meselenin çerçevesi ortaya çıkar: 30 yaşında kendisine tüberküloz teşhisi konmuştur. O dönemde tedavisi mümkün olmayan bir derde düşmüştür ve kurtuluşu yoktur. “Süre belli mi” diye sorar, “Bilemiyorum” der doktor ve ekler: “Ama kalan ömrünüz için şu tavsiyeyi verebilirim; bol bol istirahat etmeli ve kalabalığa karışmamalısınız.”
Kız kardeşi Emilia’yı da 15 yaşındayken aynı hastalıktan kaybeden Chopin bu önerilere pek kulak asmaz. Bütün Paris’i koleranın kasıp kavurduğu, salgının onca can aldığı, sık sık “Evlerinizden çıkmayın” anonslarının yapıldığı ortamda tek başına beste yapmaya, üretimini sürdürmeye çalışır. Salgının atlatılmasının ardından Dresden’e giden ve geçmişte buradayken tanıdığı Wodziński ailesinin kızları Marie’ye evlilik teklif eden müzisyen, Paris’te yeni bir daire kiralayarak hazırlıklara girişir. Ne var ki hasta olduğunu öğrenen aile bu izdivaca izin vermez ve Chopin eski hayatına kaldığı yerden devam eder. Evinde düzenlediği bir parti esnasında ilk görüşte pek hoşlanmadığı, dönemin aykırı yazarı George Sand’la birlikte olmaya başlar ve yeni bir yol haritasına soyunur...
Polonyalı bir anne ve Fransız kökenli bir babanın oğlu olarak 1810’da doğan Frédéric Chopin dönemine damga vurmuş büyük bir besteci ve piyano virtüözüydü. Amerikalı müzik eleştirmeni Charles Rosen’ın ifadesiyle şiirsel dehası ve kendi kuşağında eşi benzeri olmayan bir tekniği vardı. Küçük yaşlardan beri iyi bir müzik eğitimi aldı, ilk yapıtlarını Varşova’da besteledi ve nihayetinde ülke tarihinde ‘Kadet Devrimi’ olarak da bilinen 1830’daki ‘Kasım Ayaklanması’nın ardından Paris’e yerleşti ve kısa zamanda zirveye ulaştı. Ne var ki erken yaşta kapısını çalan hastalığıyla boğuşmak zorunda kaldı. Dönemin ünlü kalemi Aurore Dupin’la (eserlerinde George Sand ismini kullanıyordu ve sanat dünyasında hep böyle bilindi) çalkantılı bir aşk yaşadı. Daha sonra zengin bir ailenin mensubu olan öğrencilerinden Jane Stirling’in maddi desteğiyle hayatını sürdürdü ve 1849’da 39 yaşında vefat etti.