Polonyalı yönetmen Michal Kwieciński, girişte konusunu özetlediğim ‘Chopin, Chopin!’ adlı son filminde bu müzik dehasının hayatını perdeye taşımış. Malum biyografik eserlerde ele alınan ismin öyküsü ya bütünüyle ya da bir (veya birkaç) kesitiyle perdeye taşınır. Lakin nerelerinden ele alırsanız alın o hayata ilişkin bir merkeze odaklanmanız ve söz konusu kişinin belirgin dertlerini aktarmanız, sizi yönetmen (ya da senarist) olarak doğru noktalarda buluşturur. ‘Chopin, Chopin!’de senarist Bartosz Janiszewski bestecinin hikâyesini Paris döneminden başlatmış ve son anına kadar kimi öne çıkan duraklarında dolaştırmış. Şöyle ki George Sand’la olan ilişkisini, Mallorca’ya gitmelerini, burada Chopin’in hastalığını bulaşıcı olarak değerlendiren yerel resmi güçler ve çevre halkından gördükleri tepkiler doğrultusunda yalnızlaştırılmalarını; eski, bomboş, devasa bir manastıra sığınmalarını, hastalığın artmasıyla birlikte geri dönüşlerini anlatmış.
Tarihi kaynaklar ikilinin aralarının bozulmasında Sand’ın oğlu ve kızının ön planda olduğunu not düşmüş, filmdeyse bu tür ayrıntılar yok. Öyküde ayrılık nedeni konusunda Chopin’in Carl Filtsch adlı Rumen kökenli son derece yetenekli bir çocuğun eğitimine fazlaca önem vermesi ve Sand’a yeterince ilgi göstermemesi ön plana çıkıyor. Şöyle ki Sand, zamanında “Kollarında ölmek istiyorum” diyen Chopin’e “Herkese dermanın var, bir bana yok” şeklinde serzenişte bulunuyor. Film ayrıca müzisyenin Jane Stirling’le olan ilişkisine de pek girmemiş. Sadece bir sahnede öğrencisi onunla evlenmek istediğini söylüyor, Chopin bu teklif karşısında “Acıma; bir kişinin diğerine sunabileceği en zalimce şey budur” derken Stirling de “Acıma değil bu, aşk... Hayalini kurduğum her şey sende” cevabını veriyor.