SAĞDUYUYLA OLAYLARI ATLATTIK
Kayseri İmam Hatip Okulu’nu bitirdikten sonra lise son sınıfı Bornova’daki Suphi Koyuncu Lisesi’nde bitiriyor. Büyükkılıç, “İzmir’in ufuklu çocuklarının içinde bir köy çocuğu olarak başarımla öğretmenlerin gözdesiydim” diyor. Annesi doktor olmasını istiyor. Yüksek bir puanla Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne giriyor: “12 Eylül öncesi şiddetin kol gezdiği, eğitimin sabote edildiği, gençlerin sağ-sol diye provoke edildiği günlerde derslere bağlanmamız sayesinde sağduyuyla olaylardan uzak kaldık, korunduk.”
İLK SİYASİ TECRÜBE: ÖZAL’IN KAMPANYASI
Toplumsal meselelere ilgisi üniversitede başlamış: “Milli Türk Talebe Birliği’ndeydim. Şiddeti tasvip etmeyen, değerlerine, bayrağına bağlı bir anlayışla, siyasi eğilimim Erbakan Hoca’ya yakındı. Devletimizi, vatanımızı muhafazakâr bir anlayışla ama geleceğe ümitle bakan, ufuklu, modern yaklaşımla yol alan bir yapımız var. Üstat Necip Fazıl’dan etkilenirdik. Rahmetli Özal, 1977’de ‘milattan önceki parti (gülüyor)’ Milli Selamet Partisi’nin İzmir adayıydı. İki ay seçim kampanyasında çalıştım. Seçilemeyince üzüldük. Özal, ancak 12 Eylül’den sonra değer buldu.”
BEYİN SEVİLMEZ Mİ!
Bu ilk teşebbüsten sonra kendini tıp alanına vermiş: “1979’da okulu bitirdim. Kayserili bir ağabeyimiz olan Prof. Ahmet Satoğlu’nun etkisiyle uzmanlık alanı olarak ‘nöroloji’yi seçtim. Beyin konusunu da sevdim, beyin sevilmez mi! Tıbbın her alanı güzeldir, yeter ki işinizi sevin… Şimdi teknoloji çok gelişti. Bu da hekimlerin, hastayı fazla dinlemeden hemen elektronik tetkiklere yollamasına sebep oluyor. Oysa lüzumsuz tetkiklerin hem vatandaşa hem ülkeye bedeli var. Gençler de hastayla muhatap olmayacakları alanları seçiyor. Sağlıkla ilgili didişmeler onları korkutuyor. Bizim zamanımızda biz daha çok risk göğüsleyen bir yapıdaydık. Tetkikler pahalıydı, ulaşılamıyordu… O yüzden hastaları daha uzun dinliyorduk.”