Dünya sarsılırken Türkiye neden daha kritik hale geldi
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları yalnızca yeni bir askeri gerilim başlatmadı.
Ortadoğu’da dengelerin yeniden kurulacağı uzun bir dönemin kapısını araladı.
Bu süreç kısa sürmeyebilir. Bölgesel istikrarsızlığın dalga dalga yayılması, enerji piyasalarından göç hareketlerine kadar birçok alanı etkileyecek gibi görünüyor.
Ancak yaşanan gelişmeler bir gerçeği yeniden hatırlattı.
Türkiye artık bu coğrafyada sıradan bir ülke değil.
Uzun yıllar Türkiye ya Avrupa’nın dışında kalan bir aday ülke ya da Ortadoğu’nun sorunlarıyla anılan bir aktör gibi değerlendirildi. Oysa Türkiye iki dünyanın kesişiminde duran bir merkez ülke.
NATO üyesi olarak batı güvenliğinin doğu hattını taşıyor.
Aynı zamanda bölgenin sosyolojisini içeriden tanıyor.
Bu nedenle Türkiye bir köprü değil; bir eksen.
Karadeniz’den Doğu Akdeniz’e, Kafkasya’dan Ortadoğu’ya uzanan hat üzerinde güvenlikten enerjiye, ticaretten göçe kadar birçok başlık Ankara’nın istikrarıyla doğrudan bağlantılı.
İran merkezli gerilim uzadıkça bu gerçek daha görünür hale gelecek.
Çünkü bölge kriz üretirken Türkiye denge üretebilen nadir ülkelerden biri.
Tam da bu noktada Türkiye’nin iç barışı stratejik bir anlam kazanıyor. Terörsüz Türkiye hedefi artık yalnızca iç politika meselesi değil; bölgesel istikrarın anahtarı haline geldi.
Toplumsal uzlaşmasını güçlendirmiş bir Türkiye; sınır güvenliğini daha sağlam kurabilir. Suriye ve Irak hattında istikrar sağlayabilir. Batı ile İslam dünyası arasında güven köprüsü kurabilir.
Bugün dünya yeni bir jeopolitik döneme giriyor. Güç sadece askeri kapasiteyle değil, iç bütünlükle ölçülüyor.
Ortadoğu yeniden şekillenirken Türkiye’nin önünde iki seçenek var.
Ya gelişmeleri izleyen bir ülke olacak ya da yeni dönemin yönünü belirleyen aktörlerden biri.
Görünen o ki tarih, ikinci ihtimali yeniden Türkiye’nin önüne koyuyor.