OPET’in kurucusu Nurten Öztürk’le savaşın gölgesinde petrol sohbeti
Köy çocuğu olarak doğuyor. Hayali babası gibi idealist bir köy öğretmeni olmak… Bu yolda tanışıp evlendiği eşiyle hayat onu bambaşka bir yöne çeviriyor. Bugün onu Türkiye’nin en büyük akaryakıt dağıtım şirketlerinden birinin, OPET’in kurucu ortağı olarak tanıyoruz: Nurten Öztürk. Öztürk ile hem eski albümleri karıştırdık hem de günümüzün en güncel meselesi ‘petrol’ işini konuştuk.
1-DÜNYANIN bir numaralı gündem konusu savaş ve enerji krizi; Hürmüz Boğazı açılacak mı, açılmayacak mı, dalgalanan fiyatlar… Tüm bu başlıkların ortasında, Türkiye’de enerji sektörünün duayen isimlerinden biriyle beraberiz; özel sektör tarafından kurulan ilk akaryakıt dağıtım şirketi OPET’in kurucularından Nurten Öztürk. Aslında eski albümleri karıştırmak için buluşmuştuk ama dünyanın gündemi ‘petrol’ olunca ilk sorumuz; masadaki güncel konularla ilgili ne düşünüyor? Öztürk, “Enerji belirsiz, çok bilinmeyenli bir sektör” diye yanıtlıyor: “Hiçbir şey sizin elinizde değil. Biz de yarın fiyatın ne olacağını bilmiyoruz. Şartlar düzelsin, dünya huzura kavuşsun, belirsizlikler bitsin, insanlar geleceği görebilsin diye ümit ediyoruz. Enerji her şeyin kaynağı, hammaddesi, dolayısıyla onsuz olmuyor. Şu an bütün dünya petrolden gelecek ürünlere o kadar bağlı ki… Bugün sadece araçların motorları duracak belki ama enerji krizinin, yarın fabrikaları durduracak, evlerde sobalar yakılamayacak, yemekleri pişemez hale getirecek etkisi var.”
‘BİR KÖY ÇOCUĞUYDUM’
Öztürk, 1949 yılında Bolu’nun Mengen ilçesine bağlı Alibeyler Köyü’nde altı ahır olan üç katlı ahşap bir evde dünyaya geliyor. Nurten Hanım, “Doğduğum yerle bugün bulunduğum yer arasında fark var” diye başlıyor anlatmaya: “Bir köy çocuğuyum. Köyde doğdum. Babam Köy Enstitüsü mezunu bir öğretmendi. Mezun olduktan sonra köyüne dönüp bir okul inşa ediyor. Annem, okuma yazmayı babamla evlendikten sonra öğreniyor. Evin içine dut ağaçlarının dallarının girdiği, sohbet ederken balkondan ağacın dallarına tırmandığımız doğa içinde harika bir evde büyüdüm. Çocuk olunca köyün güç şartlarını oyun gibi görüyorsunuz ve her şey çok zevkli oluyor; dedemle hayvan gütmeye gider, çift süren kadınların, harman yapanların yanına giderdim.”