Siyasetin imkânlar sanatı olduğunu unutmayalım
CHP’de yaşanan tartışmayı izlerken aklıma eski siyasetçilerin sık kullandığı bir cümle geliyor.
“Siyasette bazen kazanmanın yolu geri çekilmeyi bilmektir.”
Türkiye uzun süredir çok yüksek tansiyonla yaşıyor.
Sadece iktidar, muhalefet arasında değil; kurumlar arasında, partilerin kendi içinde de bu gerginliği hissediyoruz.
O yüzden CHP’deki mesele artık yalnızca bir kurultay tartışması olmaktan çıktı.
Mahkemenin bir kararı var. Beğenirsiniz, eleştirirsiniz.
İtiraz yolları açık...
Ama siyasetin alanı sadece mahkeme salonları değil.
Çünkü siyasi partilerin gerçek meşruiyetini sonuçta delegeler ve seçmen belirler.
Bu nedenle MHP lideri Devlet Bahçeli’nin yaptığı “Kılıçdaroğlu, 13 yıl genel başkan olarak görev yaptığı bu köklü kurumu incitmemek, yaralamamak ve bir kaosa sebebiyet vermemek üzere tarihi bir sorumluluk üstlenmelidir” çağrısını hâlâ önemli ve güncel buluyorum.
Çünkü Türkiye’nin şu an yeni bir siyasi gerilime değil, sakinleşmeye ihtiyacı var.
Burada kritik rol Kemal Kılıçdaroğlu’na düşüyor.
Çünkü bazen siyasette en güçlü hamle, bütün kapıları zorlamak değil; bazı kapıları açık bırakmaktır.
Üstelik Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlığa dönmesinin ardından polis eşliğinde binanın tahliye edilmiş olmasına rağmen...
Ve yine Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın olaylara ilişkin soruşturma başlatmış olmasına rağmen...
O yüzden bugün mesele sadece hukuk değil; bir siyasi akıl meselesidir.
Ve bazen demokrasilerde en değerli şey tansiyonu düşürebilmektir.
Süleyman Demirel’in “Siyaset imkânlar sanatıdır” sözünü unutmam. İmkansızlıklar veya zorluklar karşısında pes etmek yerine, mevcut şartları, krizleri ve karşıtlıkları birleştirerek alternatif çözümler ve çıkış yolları üretme felsefesini ifade eder.
Bunu da yapmak Kemal Kılıçdaroğlu’nu düşüyor.
CHP’yi Kurultay sürecine sokmak siyasetin imkânlarını kullanmak anlamına da gelir.
Sonuçta delegeler ve seçmen doğruyu ortaya koyar.
Demokrasinin güzelliği de budur.