Kalan ömrümüz hesaplanabiliyorsa neden bu kadar pervasızız
İNSANIN “kalan ömrü” hesaplanabilir mi?
Meğer hesaplanabiliyormuş.
Hem de öyle kahve falında, yıldız haritasında falan değil...
Bayağı mahkemede.
Dosya numarasıyla.
Bilirkişi raporuyla.
Mustafa Sandal ile eski eşi Emina Jahovic arasındaki “kiralık araç” davasında gündeme geldi. Jahovic, kalan ömrünün istatistiksel olarak hesaplanması ve araç masraflarının da bu hesaba göre ödenmesini talep etti.
Vay canına!
İnsan ömrüne “son kullanma tarihi” vurulduğunu ilk kez duydum.
Düşünsenize; mahkeme kaleminden bir tebligat: “İstatistiklere göre size 30 yıl ömür biçtik. Lütfen planlarınızı buna göre yapın.”
Gerçi yasal olarak bu duruma “bakiye ömür” deniyormuş ve tazminat davalarında da sık kullanılan bir yöntemmiş. Fakat yine de ne acayip bir ifade bu böyle!
Sanki insan dediğin; son kullanma tarihi üstünde yazan beyaz bir eşya ya da bir kredi kartı ekstresi.
Ama hayatın matematikle en büyük kavgası da burada başlamıyor mu zaten?
Çünkü bazen 2+2 gerçekten de 4 etmiyor.
Bir sabah evden çıkıp dönemeyenler...
“Bayramdan sonra konuşuruz” deyip bir daha konuşamayanlar...
Daha dün yan yana oturduğu arkadaşının cenazesine gidenler...
Yarın sabah uyanıp uyanmayacağımızı bilemediğimiz şu dünyada, kaç yıl daha araç kiralayacağımızın derdinde miyiz cidden?
Var mı cebinizde yarına dair bir “garanti belgeniz?”
Benim yok!
O yüzden belki de hayatı ertelememek gerek...
Aramayı düşündüğümüz insanı şimdi aramak...
Sarılmayı kısa tutmamak...
Bayram sofralarında barışmak gerek.
Çünkü günün sonunda insanın ömrünü uzatan şey yıllar değil; paylaşılan anlardır.
Ve çoğu zaman asıl mesele kaç yıl kaldığı değil, kalan kısmı neyle doldurduğunuzdur.