MEGAKENT BİR ‘OH’ DEDİ
ORHAN Veli’nin dediği gibi:
“İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı...”
Bu kez gerçekten dinleyebildik.
- Ne bir korna sesi...
- Ne navigasyonun çaresizce “daha hızlı rota bulundu” yalanı...
-Ne işe yetişmek isteyenlerle dolup taşan otobüsler, metrolar, metrobüsler...
Memleketin en güzel ulaşım aracı vapurlar bile bomboş!
Dokuz günlük tatilin ilk sabahında şehir, yıllardır ilk kez kendi sesini duydu.
Sanki herkes gizlice sözleşmişti; valizler bagaja, çocuklar arka koltuklara... Kimi köyüne... Kimi sevdiklerine... Şezlong hayalleri kuranlar ise Ege, Akdeniz’e doğru yollara koyuldu.
Laf aramızda Bodrum’a bir günde 20 binden fazla araç giriş yapmış. Nüfusunun neredeyse yarısı aynı anda “denize karşı story” atmaya gitmiş.
Neyse...
Öyle alışmışız ki bu şehrin hengâmesine...
Boş yol görünce önce bir tedirgin oldum: “Trafik bu kadar açıksa dünyanın sonu geliyor olabilir miydi?”
Neyse ki kalabalık çekilince dünyanın en güzel şehri olduğunu hemen hatırlattı İstanbul yine. Üstelik bu güzelliği keşfetmek için bir servet harcamaya da gerek yok.
Alın bir simit mesela, inin Eminönü’ne...
Tarihi Yarımada’yı yürüyün. Sultanahmet Meydanı’nda oturun, Ayasofya’nın gölgesinde turistleri izleyin. Gülhane Parkı’nda çay içip, serinleyin. Süleymaniye’ye çıkıp Haliç’e karşı sessizce İstanbul’u seyredin.
Vapur hâlâ en ucuz terapi.
Kadıköy-Eminönü hattında cam kenarına oturup sadece denizi izlemek... Bodrum beachleri ile yarışır. Üstelik gürültü yok, sıra yok... Ve Türk Lirası geçiyor. Daha ne olsun?
Ve insan o an fark ediyor aslında:
“Bu şehir aslında hiçbir zaman çirkin değildi. Biz sadece çok kalabalıktık.”🤨