Burada da bence yaratıcının duruşu, meseleyi ortaya koyuşu öne çıkıyor. Örneğin Christopher Nolan’ın cuma günü tüm dünyayla birlikte bizde de gösterime giren son filmi ‘The Odyssey’yi ele alalım. Homeros’un ünlü destanının uyarlaması niteliğindeki bu çalışmaya ilişkin geçen yıldan itibaren paylaşılan kimi trailer’larla (fragman) birlikte sunulan görüntülerle askerlerin kostümlerinden yahut kimi karakterlere kadar “Böyle dönem filmi mi olur”, “Bu serbest bir uyarlama, niye olmasın”, “Truvalı Helen siyah bir oyuncuya mı oynatılır” türünden tartışmalar başladı. Ben bu tartışmaların Nolan tarafından bir PR (halkla ilişkiler-tanıtım) çalışması olarak yaratıldığı kanaatindeyim.
Sıkıcı mı görkemli mi?
Özetle Nolan bu tür manevraları ustaca kullanan ve ‘reklamın kötüsü olmaz’ mantığında bir haritayla yoluna devam eden bir yaratıcı ki zamanımızın sanatçıları böyle oluyor (maalesef).
‘The Odyssey’ demişken filmin vizyonuyla birlikte sosyal medyada izleyen-izlemeyen herkesin o kadar çok görüşü çıktı ki, ben hiçbir filmin bu kadar tartışıldığını görmedim. Kimi Yunan mitolojisine ihanet edildiğini, kimi çok sıkıcı olduğunu, kimi karşımızda görkemli bir destan olduğunu, kimi The Washington Post gibi ‘sağcı’ bir gazetenin yazarının bile filmi beğenmesinin önemli bir gösterge olduğunu, kimi Nolan’ın en iyi yapıtını izlediklerini yazıp çizdi.
“Athena rolündeki Zendaya’ya daha çok yer açılabilirdi, Charlize Theron Calypso’da çok donuktu, Truvalı Helen’deki Lupita Nyong’o aslında güzel bir kadınken bilinçli olarak çirkin gösterilmiş, Odysseus’taki Matt Damon diyalogları sunarken çok ruhsuzdu, Penelope’deki Anne Hathaway de öyle” türü yorumlar yapanlar da var. Eleştirmenlerin çoğu Damon ve Hathaway’in performanslarına övgü düzüyor, orası ayrı...
Ben de ‘The Odyssey’yi beğenmeyenler cephesindeyim ama yılın en tartışılan, gündemde yer eden filmi olduğu kesin. Peki, Nolan’ın yapıtları niye bu kadar çok ilgi görüyor, gündem oluyor? Bu konuda bbc.com’da çıkan bir yazıda yönetmen hakkında yazılmış en kapsamlı eser ‘The Nolan Variations’ı kaleme alan Tom Shone’un görüşüne başvurulmuş ve şu cevap alınmış: “Nolan’ı çağdaşlarından ayıran temel özelliklerden biri filmlerinin ideolojilerinin basitçe okunamaması. Solun da sağın da çoğu zaman aynı anda onay verdiği filmler yapıyor.” Bu teşhisten ‘ortayolcu’ olduğu kanısı da çıkabilir ama ben daha çok dönemin ruhuna göre davranan bir yönetmen olduğu, sürekli gündem olmayı ayakta tutacak konular etrafında döndüğü ve bu yüzden ilgi gördüğü kanısındayım.