Tekrar ayağa kalktı
Bir de Maya vardı... Daha minicik kızına verdiği bir söz: “Bu kupayı sana getireceğim.” Ve götürdü. Şampiyonluk bazen ödülden çok yük getirir. Birçok başarılı yarışmacı gibi o da büyük vaatlerle bir ortaklığa girdi. Hayalini kurduğu ‘fine dining’ restoranı açtı; istediği gibi gitmedi. Ama Eren’in en sevdiğim taraflarından biri şuydu: Başarısızlığa hiçbir zaman bahaneler bulmadı. Kimseyi suçlamadı. Bir röportajında bunu nefsinin imtihanı olarak gördüğünü söylemişti. Ardından hayatını özetleyen o cümleyi kurmuştu: “Ben çalışayım, rızkım Şam’dan gelir.” Gerçekten öyle yaptı. Yeniden önlüğünü giydi. Kızıl Sakal’ı kurdu. Tekrar ayağa kalktı. Bugün baktığımda genç aşçılara bırakacağı en büyük mirasın kupası değil, düştüğünde yeniden ayağa kalkabilme iradesi olduğunu düşünüyorum.
Tokat sevgisiyse tarif edilecek gibi değildi. Zile’de gerçekleştirdiğimiz ‘MasterChef’ çekimlerinde bunu birlikte yaşadık. Tokat kebabını, Zile batını anlatırken gözlerinin içi gülüyordu. Belediye, kadın kooperatifi, üreticiler... Herkesin emeğini görünür kılmaya çalışıyor, memleketini anlatırken kendini değil, doğduğu toprağı öne çıkarıyordu. Çünkü bazı insanlar yaşadıkları şehri temsil etmez, onu yaşatırlar.
Daha önceki hafta birlikte Konya’daydık. Sabah şehir uyanmadan buluştuk. Program başlamadan önce Şems-i Tebrizi Hazretleri’nin, ardından Hazreti Mevlana’nın huzuruna çıktık. Sonra birlikte pirimiz Ateşbaz-ı Veli’nin makamında dua ettik. Bugün dönüp bakınca o sabahın ne kadar kıymetli olduğunu daha iyi anlıyorum. İnsan bazı vedaların, sohbetlerin, kahkahaların ve yolculukların son kez yaşandığı anı bilmiyor. Şimdi canımı en çok acıtan da bu. Birlikte gideceğimiz Gökçeada, yakacağımız ateş, edeceğimiz sohbetler... Hepsi yarım kaldı. Bugün herkes Eren’in şampiyonluğunu, restoranlarını ve başarılarını konuşacak. Bense onu başka türlü hatırlayacağım: Mütevazılığıyla, çalışkanlığıyla ve vefasıyla... Her şeyden önemlisi de iyi kalabilmesiyle. Ali Ronay Şef’in bana söylediği şu cümle kulağımdan hiç çıkmıyor: “İş hayatına, evliliğine, baba oluşuna, başarılarına tanıklık ettim. Ne yazık ki göğe yükselişine de...”
Bazı cümleler uzatılmaz. Çünkü acının dili zaten kısadır. Hoşçakal kardeşim. Konya’da huzurunda durduğumuz Ateşbaz-ı Veli’nin ateşi gibi, senin yaktığın ateş de daima seni tanıyanların yüreğinde yanmaya devam edecek.