Cinayetler çözülüyor demek eksik kalır
ADALET Bakanlığı yıllardır aydınlatılamayan bazı dosyaları yeniden açtı.
“Geçmişte gözden kaçan delillere bugünün teknolojisiyle tekrar bakmak” diyorum ben bu sürece...
Uğur Mumcu 1993 yılında öldürüldü.
O günün Türkiye’sini hatırlıyorum.
Cep telefonu hayatımıza bile doğru dürüst girmemişti.
İnternet yoktu.
Bugün kullandığımız anlamıyla DNA veri tabanları, dijital görüntü iyileştirme sistemleri, büyük veri analizi, yapay zekâ destekli kriminal incelemeler yoktu.
Bir olay yerinde bulunan küçücük bir biyolojik iz, o gün hiçbir şey söylemeyebilirdi.
Bugün söyleyebilir.
Muhsin Yazıcıoğlu’nun helikopter kazasıyla ilgili soruşturmada da bugün yeniden HTS kayıtlarından radar verilerine kadar çeşitli dijital izlerin üzerinde duruluyor.
Behçet Oktay’ın ölümüyle ilgili dosyada baz istasyonu kayıtları yeniden mercek altında.
Ayrıca Bakan Gürlek’in Gülistan Doku ve Rabia Naz Vatan dosyalarının üzerine gitmesi çok önemliydi.
Esra Aşık dosyası 21 yıl sonra; Mehmet Ali Türkmen cinayeti 20 yıl sonra; Ali Sarıoğlu cinayeti 19 yıl sonra; Selbi Uyğur dosyası 14 yıl sonra; Gültekin Yıldırım cinayeti 12 yıl sonra; Yusuf Sayaner cinayeti 10 yıl sonra yeniden incelenerek şüphelilere ulaşıldı. Bazılarında eski HTS kayıtları, bazılarında DNA, bazılarında yeniden dinlenen tanıklar belirleyici oldu.
Bu gelişmeleri sadece “eski cinayetler çözülüyor” diye okumak eksik kalır.
Daha önemli olan şu.
Devlet ilk kez bunu kurumsallaştırıyor. Eski bir savcının kişisel gayretiyle veya ailelerin yıllarca kapı çalmasıyla değil, doğrudan Ceza İşleri Genel Müdürlüğü bünyesinde sürekli çalışan özel bir mekanizmayla yapmaya çalışıyor.
Destekliyorum.🤨