Peter Heller’ın ‘The Dog Stars’ adlı romanı 2012’de yayımlanırken COVID-19 gibi bir bela henüz ortada yoktu. Bu açıdan Amerikalı yazarın eseri aslında yaşadığımız pandemi döneminin bir tür yazınsal öncüsü. Ama öte yandan söz konusu yapıt daha keskin dönemeçlere ve öngörülere sahipti ve genel çizgisiyle distopik bir evreni tasvir ediyordu. Sinemanın yaşayan en büyük efsanelerinden Ridley Scott son çalışmasında işte bu kitabı perdeye taşımış. Girişte konusunu özetlediğim, bizde ‘Köpek ve Yıldızlar’ ismiyle vizyona giren yapım kendini ‘yalnız’ hisseden bir pilotun öncülüğünde yıkık dökük bir dünyanın tasvirine soyunuyor.
Distopik öyküler sinemanın belki de en eski kaynağıdır. Düşünsenize, yedinci sanatın hem bu kategorideki hem de genel tablo içindeki en unutulmaz eserlerinden biri olan ‘Metropolis’ (Yön: Fritz Lang) 1927’de çekildi. Aradan geçen sürede onca fütüristik yapım izledik. Son dönem örneklerindeyse büyük bir felaketin (nükleer savaş, yaratıkların istilası, virüs vs.) ardından ayakta kalan ve hayatlarını sürdürmekte zorlanan karakterleri anlatan yapımların belki hepsinde değil ama çoğunda ‘kötüler’i zombiler temsil ediyordu. Bu açıdan ‘Köpek ve Yıldızlar’ kâğıt üstünde ‘I Am Legend’ (özellikle ana karakterin Jasper adlı köpeği dolayısıyla da), ‘28 Years Later’, ‘The Walking Dead’, ‘The Last of Us’ gibi film ve serileri de andırıyor. Listeye ‘Mad Max’i, Cormac McCarthy uyarlaması ‘The Road’u, hatta ‘Fallout’u (ki bence çok çok iyi bir dizi) da ekleyebiliriz.
Ridley Scott senaryosunu Mark L. Smith ve Christopher Wilkinson’ın kaleme aldığı bu uyarlamada aslında bildiği sularda yüzüyor. Çünkü kendisi sinema tarihinin en önemli bilimkurgularından ‘Alien’ (1979) ve ‘Blade Runner’a (1982) imza atmış bir yaratıcı. Dolayısıyla karanlık bir gelecek, yalnızlık, tekinsizlik, dış güçler kaynaklı korku onun hâkim olduğu temalar.
Aslında zıt kişilikler
‘Köpek ve Yıldızlar’da ana karakterler Hig ve Bangley zorluklara birlikte göğüs gerseler de aslında zıt kişiliklere sahipler. Genç olan romantik ve umutlu ki bu yüzden ‘Grand Junction’dan gelen mesajın peşine düşüyor. Daha yaşlı ve tecrübeli olansa garantici ve hayatta kalma çabası içinde. O da elinde otomatik silahları, hangar çevresinde hareket eden herkesi, her şeyi düşman kabul ederek sorgulamadan avlıyor. Bu durum da ikisinin arasında vicdani bir yarılmaya sebep oluyor. Hig mesajın peşinden gitmek için çıktığı yolculukta, zorunlu bir inişin ardından çiftçi bir baba-kızla karşılaşıyor. Babanın düşmanca yaklaşımına karşın kızının hoşgörülü ve yardımsever tavrı duygusal bir ilişkinin kapısını aralarken geçmişi acılı pilotun zihnine de ‘Yerleşik düzene mi geçsem’ sorusunu düşürüyor.