SAHA AJANI TİPİNİN ÖTESİNE GEÇTİM
Rolünüz için casusluk edebiyatından ilham aldınız mı? Yoksa senaryo zaten yeterince zengin miydi?
- Dürüst olmak gerekirse, ağırlıklı olarak senaryo üzerinden çalıştım. Çifte ajanlarla ilgili çeşitli makaleler okudum, belgeseller izledim. Böylece, klasik anlamda resmi bir örtüsü olmayan saha ajanı tipinin ötesine geçip bu dünyayı biraz daha derinlemesine incelemeye başladım.
Özellikle uzun süre sahada kalmış bir ajan hakkında bir makale okudum. Elbette baktığım bazı kaynaklar vardı ama esas olarak senaryolar ve sayfada yazanlar üzerinden ilerledim. Farklı yerlerden topladığım bilgilerle hikâyede eksik kalmış olabilecek noktaları, ek ritimleri ve küçük anları aradık. Fark ettiğim bir şey var: Sahnelerin içinden o küçük, değerli anları çıkarmaya çalışmaktan hiç vazgeçmiyorsunuz.
Dizide bir gizli servis ajanının ruh sağlığı çok önemli bir mesele. Bir CIA görevlisiyle çalıştınız. Sürekli kimliğini gizlemek zorunda kalan insanların yaşadığı ruhsal sorunlardan söz etti mi size?
- Evet, tabii ki böyle bir işin insan üzerinde yarattığı yıpranmayı konuştuk. Ve evet, bunun ne kadar yürek burkucu olabildiğini görüyorsunuz. Ama bence bu mesleği seçen insanların zihinsel yapısında da belli özellikler var. Belirli sorulara nasıl yanıt vereceklerine, belirli durumlarda nasıl davranacaklarına bakılarak seçiliyorlar. Bu da zihinlerinin çoğu insandan farklı işlediği anlamına geliyor. Hayatın ve duyguların farklı parçalarını birbirinden ayrı tutabilmek, yani onları zihinde bölümlere ayırabilmek, bu işte çok işe yarayan bir beceri.
Ama yine de özellikle benim ele aldığım çifte ajanlar üzerine araştırma yaparken şu soru ilginç hâle geldi: Bütün bunlar nereye gidiyor? Bunun bir dışavurumu, bir çıkış noktası nerede olacak?
Sanırım bu, bizi bir sonraki sezona taşıyacak. Bu sezonun sonunda onu bıraktığımız noktada, zihinsel durumu nasıl olacak?