Çünkü Türkiye’de kültür ve sanat dediğimiz zaman yıllardır refleks olarak İstanbul’a bakıyoruz. Bu elbette İstanbul’un başarısı.
Arkas’ın yaptığı tam olarak bu.
İzmir “Ben de varım” diyor.
Centre Pompidou Başkanı Laurent Le Bon da dedi ki.
“Lumina’nın İzmir’de olması çok önemli; çünkü İzmir ışıktır, İzmir renktir.”
Bir İzmirli olarak insan böyle bir cümleyi duyunca hoşuna gidiyor.
Sergiyi dolaştığınızda bunun yalnızca ev sahibine yapılmış zarif bir iltifat olmadığını da anlıyorsunuz.
Çünkü bu şehir gerçekten ışıkla yaşayan bir şehir.
Belki de bu nedenle “Lumina” İzmir’e bu kadar yakışıyor.
ÇOCUK TÜRKİYE’Sİ KÜÇÜLÜYOR
DEMOGRAFİNİN diğer ucunda çok çarpıcı bir değişim var.
Türkiye’de çocukların toplam nüfus içindeki payı.
1970’te yüzde 48.5, 1990’da 41.8, 2025’te 24.8.
Mevcut eğilim devam ederse 2040’ta 17.9’a düşmesi bekleniyor.
İki veriyi yan yana koyun; çocukların oranı hızla düşüyor, yaşlıların oranı hızla yükseliyor.
Önümüzdeki 20 yılda; okul sayısını, öğretmen ihtiyacını, konut tipini, hastaneleri, belediye hizmetlerini, toplu taşımayı, AVM’leri, reklam sektörünü, turizmi hatta restoran mönülerini değiştirecek.
Bu rakamların yanında daha insani bir şey var.
Türkiye’de yaklaşık 1.8 milyon yaşlı insan tek başına yaşıyor.
Bunların yaklaşık dörtte üçü kadın.
Ve hükümet şimdi uzun dönemli bakım sigortası dahil yeni modeller üzerinde çalışıyor.
Türkiye yıllarca “Genç nüfusumuz bizim avantajımız” dedi.
Galiba bu cümleyi yavaş yavaş değiştirmemiz gerekecek.