PEKİ O FOTOĞRAFIN SIRRI NE?
Cumhurbaşkanı krizin başladığı ilk günden itibaren bu konudaki bakış açısını net bir biçimde ortaya koydu. İlgililere neden bu durumun önceden tüm boyutları ile görülmediği sorusunu da net biçimde yöneltti. Edindiğim bilgilere göre, bir gün önce yapılan toplantıda kriz patlamadan çıkanların kim olduğunun bir an önce ortaya çıkarılması ve kendisinin bilgilendirilmesi talimatını verdi. Hangi partiden olursa olsun siyasetçi ya da bürokrat için kanun ne diyorsa o uygulanacak. Bu kapsamda son bir ayda çıkanlar için inceleme yapılacak. Cumhurbaşkanı’nın bu konuda hem çok kararlı, hem de çok kızgın olduğu belirtiliyor.
PARALAR NEREDE?
Gerçekten fon mağduru olanların ana paralarının ödenmesi için de harekete geçildi. Şu anda üzerinde durulan modelde sadece ana paraların dikkate alınması değerlendiriliyor. Buna göre 1 milyon liraya kadar olan ana paralar öncelikli olarak ödenebilecek. Eğer ana para 1 milyonun üzerinde ise, ilk etapta 1 milyon liraya kadar olan bölüm ödenebilecek. Oluşacak havuzda birikecek tutara göre de diğer ödemeler yapılacak. Ancak bu modelde henüz son nokta konulmadı. Bu kapsamda yurt içinde ve dışında paralarla ne alındığı, hangi ülke ya da ülkelere götürüldüğünü tespit için de çalışmalar başladı. Ekonominin bir milli güvenlik meselesi olduğu vurgusu yapılan toplantıda yabancı yatırımcılara yönelik de güven çalışması üzerinde duruldu.
SANDEL’İN SORDUĞU SORU
Harvard Üniversitesi’nden Michael Sandel bir kitabında (What Money Can’t Buy: The Moral Limits of Markets) piyasa ekonomisi ile piyasa toplumu arasındaki farkı inceler. Sandel, piyasanın yalnızca ekonomik faaliyetleri düzenleyen bir araç olmaktan çıkıp, toplumsal değerleri de belirlemeye başlamasını sorguluyor. Yani sorun insanların farklı miktarda paraya sahip olması değil. Sorun, paranın başka şeyleri de satın alabildiğine ilişkin toplumsal kanaatin oluşmasıdır; daha fazla bilgi, yakın erişim, farklı muamele, ayrıcalıklı kapı. Bir toplumda bunların var olduğuna inanılması kurumlar açısından başlı başına bir güven problemidir.
RAWLS OLSAYDI NEYE BAKARDI?
Bir başka düşünür John Rawls’ın adalet teorisinde kritik kavramlardan biri adil fırsat eşitliğidir. Toplumsal ve ekonomik eşitsizliklerin varlığı tek başına adaletsizlik anlamına gelmez. Ancak kurumların adil olması ve fırsatların yalnızca kâğıt üzerinde değil, gerçek anlamda erişilebilir olması gerekir. Rawls’ın ikinci adalet ilkesi de ekonomik ve toplumsal eşitsizlikleri bu çerçevede ele alır. Bunu finans piyasasına tercüme edersek özü şu; “Devletin kurduğu ve denetlediği piyasada kurallar kişiye göre değişemez. Çünkü adalet sonuçların eşitliği değildir. Adalet, oyunun kurallarının güvenilirliğidir.”
‘SİSTEMİK RİSK YOK’
Bir başka ayrımı da yapmak zorundayız. 455 bin 758 yatırımcının bulunduğu 131 fonda yaşanan sorun ciddi olabilir; fakat bundan otomatik olarak “Türkiye’nin bütün finans sistemi çöktü” sonucu çıkmaz. Zaten ekonomi yönetiminin ve iktidarın temel vurgusu da sorunun sermaye piyasasının belirli bir bölümünde kaldığı ve finansal sistem açısından sistemik bir risk oluşturmadığı yönünde. Krizi büyütmek de küçümsemek kadar yanlış olabilir. Ancak “sistemik risk yok” demek, “ahlaki ve kurumsal risk yok” demek değildir. Bence tartışmanın düğümlendiği nokta tam burası. Çünkü vatandaşın zihnindeki temel soru “Birileri benden önce mi biliyordu?” İşte bu sorunun ekonomik modellemesi kolay değildir. Ama maliyeti çok büyüktür.
455 BİN 758 KİŞİYE CEVAP VERİLMELİ
SPK’nın yatırımcı sayısını açıklaması önemli. Tasfiye mekanizmasının belirlenmesi önemli. Soruşturmaların yürütülmesi önemli. Fakat bundan sonraki aşamada şeffaflığın daha da önemli olacağını düşünüyorum. Kamuoyunun bilmesi gerekenler mümkün olan ölçüde ortaya konmalı. Soru işaretlerini gidermenin en iyi yolu daha az konuşmak değil, daha fazla veri açıklamaktır.
BİR DE AHLAK MESELESİ VAR
Hukuk bize neyin suç olduğunu söyler. Fakat toplum yalnızca ceza kanunlarıyla yaşamaz. Bir de ahlak vardır.
Bir davranış suç oluşturmayabilir ama kamu görevi açısından açıklama gerektirebilir. Bir işlem tamamen yasal olabilir ama zamanlaması nedeniyle kamuoyunda soru işareti yaratabilir. İşte siyasette etik standart tam burada başlar. “Suç var mı?” sorusu savcının sorusudur. “Toplumun güvenini korumak için ne kadar şeffaf olmalıyım?” sorusu ise siyasetçinin. İkisini birbirine karıştırmamak gerekir. Ama ikincisini de birincinin arkasına saklamamak gerekir. Bir ülkenin en değerli fonu, vatandaşının kurumlarına yatırdığı güvendir, çünkü o fonun tasfiyesine hiçbir ekonomi dayanamaz.
Paylaş
Yeni nesil bahçe havuzları revaçta
Hesaplayıcı arabanızın değerini anında gösteriyor
Emekliler için 3 odalı prefabrik bungalov modelleri ve fiyatları 2026
Sciatica Isn’t Caused by a Herniated Disc. Meet the Real Enemy Behind Sciatica
Stunning New 2-Bed Senior Apartments – Look Inside
Lionel Messi, İspanya ekibi CD Eldense'yi satın aldı!
DİĞER YAZARLARIMIZ
Erdoğan işareti verdi temizlik geliyor
Bir otelin içinde bağımsız restoran yaratılabilir mi
Engelli çocuğu olan anneye erken emeklilik imkânı