Tüm bu yaşanan skandalların ardından istifa dahi etmeyen Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu geçen hafta Hürriyet’e yaptığı açıklamada bir cümle kullandı.
“15, 20, belki 30 yıllık futbol kokuşmuşluğunu ve ahlaksızlığını iki yıllık başkanlığımda bana ve yönetim kurulundaki arkadaşlarıma mal etmeye kalkmasınlar.”
Ben burada ayrılıyorum.
Çünkü bugün ihtiyacımız olan şey geçmiş dönemlere işaret etmek değil.
Kimin döneminde başladı, kim ne kadar sorumlu, kim daha suçlu tartışmasına girersek bu hikâyenin sonunu getiremeyiz.
Üstelik “30 yıllık kokuşmuşluk” çok ağır
bir ifade.
Bu söz söylendiği anda insanın aklına ister istemez geçmiş federasyon başkanları, yöneticileri, hakemleri, kulüpleri geliyor.
Ben isimlerle ilgilenmiyorum.
Benim derdim çok daha basit.
Ben Atlas’la hafta sonu maça gittiğimde izlediğimiz şeyin futbol olduğuna inanmak istiyorum.
Hepsi bu.
ATLAS’A ŞUNU SÖYLEMEK İSTİYORUM
BEN hâlâ futbolu seviyorum.
Atlas’la maça gitmeyi de seviyorum.
Onun gol olduğunda yüzündeki ifadeyi, maçtan sonra yaptığımız bitmek bilmeyen analizleri, deplasmana giderken yaşadığımız heyecanı hiçbir soruşturmanın elimizden almasını istemiyorum.
Çünkü futbolun kirli tarafı varsa, çok temiz bir tarafı da var.
O da taraftarın duygusu.
Belki bu ülkede futbol adına korunması gereken en kıymetli şey de budur.
Oyuna inanarak tribüne gelen çocukların güveni.
O yüzden Atlas’ın sorusuna bugün şöyle cevap vermek istiyorum.
“Hayır oğlum, bizim yaşadıklarımız tiyatro değildi. Senin sevincin gerçekti. Benim seninle yaşadığım heyecan gerçekti.
Tribündeki insanların duygusu gerçekti.”
Sonra bir cümle daha eklerdim:
“Şimdi sıra büyüklerde. Bakalım çocukların futbola yeniden inanmasını sağlayabilecekler mi?”
Çünkü Türk futbolunun gerçek temiz eller operasyonu, birkaç kişinin tutuklanmasıyla değil, Atlas’ın bir daha o soruyu sormasına gerek kalmadığı gün tamamlanmış olacak.